'Emperyalizm bizim güçlenmemizi istemez' lafı

Yazılı ya da görsel medyada “Emperyalizm bizim güçlenmemizi istemez” gibi üzerinde hiç düşünüldüğünü zannetmediğim sözler ediyorlar birileri.

Bu gerçekten anlamsız, hiçbir ekonomi politik temeli olmayan ifadeleri kullananların neyi, nasıl düşündüklerin anlamakta çok zorlanıyorum, muhtemelen anlamaya da çalışmanın pek bir manası yok.

Çok iyi bilinen bir prensiptir, belirli konjonktürlerde, isterseniz ekonomi politik altyapılar da diyebilirsiniz, belirli düşünce kalıpları gelişir, geliştirilir, hatta empoze edilir ama unutmayalım bunlar eninde sonunda konjonktürel yapılardır.

Ancak, bu geliştirilen düşünce yapıları çok inatçılardır.

Ekonomi politik altyapı değişir, düşünce yapıları direnirler ama bu zamana karşı direniş bu düşünceleri savunanları er ya da geç komik hale getirir.

“Emperyalizm bizim gelişmemizi istemez” türü bir düşünce yapısı da böyledir.

“Emperyalizm bizim gelişmemizi istemez” düşüncesi soğuk savaş düşünce ürünüdür, belirli konjonktürde de geçerlidir muhtemelen ama zaman değişmiştir.

Soğuk savaşın en temel özelliği batının büyük endüstriyel komplekslerinin Türkiye gibi ülkeleri daha doğrusu devletleri “Client State” (müşteri devlet) olarak görmeleridir; amaç, yurttaş değil (client citizen) daha semirmiş devlet bütçeleridir çünkü ağırlıklı olarak batının büyük endüstriyel kompleksleri yurttaşın değil devletlerin tüketimine yönelik mallar üretmektedirler.

Vatandaş büyük endüstriyel komplekslerin umurunda değildir çünkü ağırlıklı olarak SSCB’ye karşı bizim gibi ülkelerin bir süre dayanabilecek orduları olması önemlidir ve bunun için de silah satmaktadırlar (Client State).

Bu dönemde dahi “Emperyalizm bizim güçlenmemizi istemez” lafı çok anlamlı değildir ama batı sanayi komplekslerinin de temel kaygısı bu değildir ama yine de güçlü devlet de vergi ödeyebilen vatandaş demektir, batı bu sorunu devlete borç vererek, kredi vererek aşmaya çalışmıştır. 

Yirminci yüzyılın sonlarına doğru temel doğuş nedeni çok da açıklanamayan bir büyük devrimle batı sanayi kompleksleri önemlerini, yerlerini büyük teknoloji şirketlerine bırakmıştır.

Artık ortada SSCB’de yoktur (Putin?).

Son yüzyılın en önemli ekonomi politik dönüşümü de buraya sıkışır ve müşteri devlet yerini müşteri vatandaşa bırakır.

Artık mesela ABD en dev firmalarının ABD çıkarı ile örtüşen çıkarı silah değil, tablet, dizüstü bilgisayar, iphone satmaktan geçmektedir.

Yirminci asrın başında Ford şirketinin sahibi Mr. Ford, “Ford için iyi olan ABD için de iyidir” demiştir; bugün ise artık “Apple, Amazon, Google için iyi olan ABD için iyidir”.

Bu tarihsel süreci terse çevirmek isteyen Trump zihniyeti de dersini seçmenden almıştır. 

Müşteri devlet artık batının en büyük firmaları için fonksiyonel değildir, amaç müşteri vatandaşın alım gücünü arttırmaktır.

Tarihte belki de ilk kez ABD çıkarları ile mesela Mısır’lı köylünün, fellahın çıkarları çakışmaktadır.

Bu çakışma tabii ki fellahın kara gözü kara kaşı için değildir ama çakışma da çakışmadır.

Başka bir ifade ile de emperyalizm artık bizim gibi ülkelerde gelişmeyi, ortalama vatandaşın alım gücünün artmasını istemektedir çünkü çıkarı oradadır.

Popülist, otoriter yönetimler ise ortalama vatandaşın alım gücünün artmasının önündeki en büyük engeldir.

Tam da bu nedenden Biden döneminde popülist, otoriter, evrensel hukuk ilkelerine kapalı (mesela mülkiyet hakları) yönetimleri büyük sıkıntılar bekleyecektir.

Sizce bu duruma üzülelim mi, sevinelim mi?  


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.