Ekonomide ‘yeni döneme’ kimse güvenmedi, altını-dövizi olan Erdoğan’a inanmadı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı güven endeksleri ile Merkez Bankası’nın (MB) döviz ve altın hesaplarına ilişkin verileri, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın ekonomide yeni dönem vaatlerine iş dünyasının güvenmediğini, altın ve dövizleri bozdurma çağrılarına ise vatandaşların inanmadığını gösterdi.

Hukuk devleti ve yargı reformu, insan hakları ve özgürlüklerin genişletileceği açıklamalarıyla siyasette tartışma başlatan Erdoğan’ın bu söylemlerinin altının boş olduğu kısa sürede ortaya çıkarken, ekonomide ise TÜİK ve MB’nin açıkladığı Kasım ayı verileri hemen tüm kesimlerin yeni dönem vaatlerine inanmadığını, iktidara güvenmediğini daha somut şekilde açığa çıkarttı.

Kasım ayının ilk haftasında ekonomi yönetiminde yaşanan depremle MB Başkanı görevden alınıp, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da istifa edince Erdoğan ekonomide, hukuk ve demokraside yeni bir döneme geçildiğini, reform seferberliği başlattıklarını ilan etmişti.

Ancak kısa sürede gerek AKP içinde gerekse Cumhur İttifakı ortağı MHP ile ortaya çıkan görüntü, hukuk, yargı, demokrasi, insan haklarında yeni bir dönemin söz konusu olamayacağını gösterdi. Ekonomide ise yeni MB Başkanı Naci Ağbal ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirilen Lütfi Elvan’ın açıklamalarının ardından kendilerine piyasaların bir kredi açacağı beklentilerini ortaya çıkarttı.

Demokrasi ve hukuk reformları için TBMM’de grubu bulunan diğer partilerle müzakere yerine iş dünyası ve işveren örgütleriyle görüşme turuna çıkan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve Lütfi Elvan bir anlamda hukuk alanında atılacak adımların iş dünyası ve sermaye kesiminin taleplerini karşılamakla sınırlı olacağı algısını güçlendirdi.

Siyasi alanda 19 yıllık iktidar mazisinin somut örnekleri ortada iken Erdoğan’dan yeni bir değişim-dönüşüm-açılım konusunda eylem beklemenin gereksiz olacağını dile getiren muhalefetin yanı sıra ekonomide de gerek bireylerin gerek işletme sahiplerinin ve gerekse vatandaşların beklentilerini yansıtan rakamlar yeni döneme kimsenin inanmadığını, güvenmediğini somutlaştırdı.

TÜİK’in ekonomideki yönetim değişikliği ve yeni dönem söylemi sonrasına ait Kasım ayı güven endeksi verileri tüketici, sektörel ve ekonomik güvenin sert düşüşler göstererek gerilediğini, gelecek üç aya ilişkin beklentilerin de olumsuz-kötümser olduğunu yansıtıyor.

İlk sinyalini geçen hafta kasım ayı Tüketici Güven Endeksi’nin (TÜGE) yüzde 2,2 gerileyerek 80,1’e inmesiyle veren güven erozyonunun her kesimde yaygın olduğunu TÜİK de gizleyemedi.

Son birkaç günde art arda açıklanan reel sektör, sektörel güven ve ekonomik güven endekslerinde de TÜGE’yi teyit eden güven düşüşleri peş peşe geldi. 

Kasım başındaki yönetim ve söylem değişikliklerinin bu ayın güven endekslerinde etkisini göstererek pozitif yansıması beklenirken, tam aksine güven kaybı yaşanması, Erdoğan’ın asıl sorununun inandırıcılık olduğunu açığa çıkarttı.

TÜİK’in muhalefet tarafından ‘makyajlı’ olduğu öne sürülen verileriyle hizmet sektörü güven endeksi ekim ayındaki 79,7 puanlık düzeyinden, kasım ayında yüzde 2,8 azalışla 77,5 değerine indi. Gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi alt endeksi ise yüzde 1,7 azalarak 85,8 oldu.

İnşaat sektörü güven endeksi ise ekim ayındaki 83,8 puanlık değerinden, kasım ayında yüzde 5,7’lik sert düşüşle 79 puana geriledi. İnşaat sektöründe bir önceki aya göre, alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi alt endeksi yüzde 10,3 azalarak 62,6 oldu. İnşaat sektöründe faaliyet gösteren şirketler, finansman sorunlarını ve talep yetersizliğini faaliyetlerini kısıtlayan faktörler arasında ilk iki sırada saydı.

Perakende ticaret sektörü güven endeksi ise kasım ayında bir değişim göstermeyerek 95 puanda kaldı. Ancak son üç aylık dönemde iş hacmi satışlar alt endeksi yüzde 1,5 azalarak 85,3 oldu. Mevcut mal stok seviyesi alt endeksi yüzde 1,4 artışla 109,1 değerini alırken, gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satış beklentisi alt endeksi ise yüzde 0,3 azalarak 90,6'ya indi.

Sektörel güvendeki bu gelişmeler, beraberinde Ekonomik Güven Endeksi’nde de (EGE) sert düşüş getirdi. Kasım'da, yüzde 3,5 azalarak 89,5 değerine inen EGE’deki bu azalış, tüketici, reel kesim (imalat sanayisi), hizmet ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı.  Ekonominin nabzını ve geleceğe dönük beklentileri yansıtan güven endekslerindeki bu tablo, her alanda, hemen her sektörde ve bireylerin, hanelerin tüketim planları, harcamaları, tasarruf ve istihdam beklentilerinde kötümserliğin ağırlık kazandığını, iktidarın güven ve inandırıcılık sağlayamadığını sergiliyor. Ekonomi yönetimindeki değişiklikler ve iktidarın ‘ekonomide yeni dönem’ söyleminin sektörlerde inandırıcılık etkisinin fazla olmadığını aksine güven kaybı yaşandığını gösteriyor. 

İnşaat sektöründe finansman sorunları ve talep yetersizliği güven azalmasında en önemli iki faktör olarak sektör temsilcileri tarafından dile getiriliyor. Kamu bankalarının düşük faizli konut kredisi kampanyalarının sona ermesi, kredi faizlerinin MB’nin politika faizi artışına paralel olarak yükselişe geçmesi, inşaat sektörünü önümüzdeki aylarda daha da sert biçimde negatif etkileyecek ve güven kaybı iyice belirginleşecek.

Perakende sektöründe güven endeksi değişmemesine karşılık gelecek üç aya ilişkin talep beklentilerinin gerilemesi, stok seviyelerinin ciddi yükselişe geçmesi önümüzdeki dönemde perakende sektöründe de sert güven kayıpları yaşanacağını işaret ediyor. Yapılan zamlarla birlikte perakende fiyatlardaki artışlar ve yükselen enflasyon, önümüzdeki dönemde talebi daha da aşağı çekecek. Kasım ayında artan stoklardaki yükseliş ise şimdiden satışların düştüğünü, talebin azaldığını, stok maliyetlerinin yükseldiğini ve perakende sektörünü zor bir dönemin beklediğini gösteriyor.

Erdoğan’ın reformlar için gelecek yılın ilk aylarını işaret etmesi ve kendi yarattığı beklentilerin düzeyini aşağı çekmesi, güven erozyonunun daha da ağırlaşmasını ve bunun ekonomideki negatif yansımalarının yaygınlaşmasıyla krizi beslemesini beraberinde getirecek.

Diğer yandan MB’nin 20 Kasım haftasına ilişkin rakamları, mevduat bankaları ve faizsiz katılım bankalarında yurtiçi yerleşiklere ait toplam döviz mevduatının 13 Kasım haftasındaki 254,1 milyar dolar tutarından 256 milyar doların üzerine çıktığını gösterdi. Bankalardaki döviz mevduatı böylece yeni bir rekora daha ilerlerken, altın hesaplarında da bir haftada 1 milyar dolar artış gerçekleşti. 13 Kasım haftasında 24,6 milyar dolar olan kıymetli maden ve altın hesaplarının dolar karşılığı, 20 Kasım haftasında MB verileriyle 25,6 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Kurlardaki hareketliliğe, yükselen döviz kurlarına ve MB’nin 19 Kasım’daki 4,75 puanlık faiz artışına rağmen vatandaşların ve şirketlerin TL’ye güvensizliğinin sürdüğünü, bir haftada 3 milyar doların üzerinde döviz ve altın alındığını ortaya koyuyor.

Özetle, TÜİK ve MB’nin resmi verileri, Erdoğan’ın ekonomide yeni döneme geçildiğini ilan edip, AKP grubunda herkesi döviz ve altınını bozdurmaya, TL’ye geçmeye çağırmasının ciddiye alınmadığını, karşılık bulamadığını, güven veremediğini gösteriyor. 

Aylardır Türkiye piyasalarından çıkış yapan yabancılar, artan kurlar ve yükselen faizle hem sudan ucuz hale gelen Türk şirketleriyle bankalarının hisse senedi ve tahvillerine hem de yüksek faizli hazine kâğıtlarına yeniden yatırıma başlayıp, dönüşe geçtiler.

Buna karşılık Türk vatandaşları ise Erdoğan’ın ‘bozdurun’ çağrılarının aksine bir haftada 3 milyar dolarlık daha döviz ve altın alıp bankaya koydu. Yastık altına istiflenen altın ve dövizlerin miktarı ise bankalardaki gibi kayda girmediği için bilinmiyor. Belki de bir 3 milyar dolarlık altın ve döviz de yastık altına gitti. Yürürlüğe giren Varlık Barışı (Servet Affı) yasası ile Erdoğan’ın yurt dışındaki servet ve değerli varlıklarını, dövizlerini yurda getirmeleri çağrısında bulunduğu kişiler de, büyük ihtimalle aynı güven ve inandırıcılık sorunu nedeniyle Cumhurbaşkanının bu çağrısını yine karşılıksız bırakacaklar.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.