CHP: İstanbul Finans Merkezi 'küresel kara para aklama merkezi' olacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2017 anayasa referandumu, 2018 cumhurbaşkanı ve meclis seçimi, 2019 yerel seçimleri öncesindeki gibi, en geç 2023 Haziran’ındaki seçimlere 13 ay kala, yine kamu bankalarından düşük faizli konut kredisi kampanyası başlattı.

Bir kez daha piyasaya sürülen bu kampanya, Erdoğan ve AKP’nin krizdeki Türkiye için yeni bir projesi, vaadi ya da söyleminin olmadığını, her alanda tıkandığı için ‘eski defterleri’ karıştırdığını gösteriyor.

Yeni kampanyanın geniş kesimler için ev sahibi olma olanağı sağlaması güç. TÜİK’in yüzde 101 olarak açıkladığı inşaat maliyet endeks artışı dikkate alındığında, büyük şehirlerde 2 milyona yeni-sıfır konut bulmak olanaksız. İlan edilen 10 yıl vadeli 2 milyon TL kredinin aylık faizi yüzde 0,99, aylık geri ödeme taksiti 28 bin TL olacak!

Kaldı ki değil 2 milyon, köy evi almaya bile yetmeyecek 300 bin TL tutarındaki kredinin aylık taksiti 4283 TL ve mevcut asgari ücretin üzerinde. Çok geniş kesimlerin bu modelle krediye ve konuta erişimi mümkün olmadığı gibi yüzde 70 enflasyon karşısında yıllık yüzde 11’le ‘bedava para’ anlamına gelen bu paket çok dar bir kesimin, üst gelir gruplarının işine yarayacak.

Özel bankaların bu faizle kredi vermeleri olanaklı görünmüyor. Kamu bankalarının vereceği kredilerdeki faiz farkı kaybı ise ‘görev zararı’ olarak hazineye yıkılacak. Böylece bu krediyi kullanacak olanlar, dolaylı şekilde herkesten alınan vergilerle finanse ve sübvanse edilecek. Aynı zamanda parasal genişlemeye yol açacak bu kredilerle, resmi enflasyonun kısa sürede hızla üç haneye çıkmasının yolu açıldı.

Gündemin ilk sırasına yükselen ve Erdoğan’ın iki haftada üç kez görüş değiştirdiği Suriyeli sığınmacılar tartışmasının gölgesinde kalan düşük faizli konut kredisi kampanyasının yanında, haziranda açılacak İstanbul Finans Merkezi (İFM), ekonomide tartışmaları alevlendirecek bir başka adım.

Erdoğan’ın ilk olarak 15 yıl önce 2007’de ortaya attığı İFM’nin açılışı, bugüne kadar defalarca ertelendi. İstanbul’un New York ve Londra gibi küresel finans merkezi olacağını savunan Erdoğan, buraya akın edecek küresel sermaye, finans kuruluşları, bankalar ve Körfez sermayesi ile 10 yılda en az 250 milyar dolar kazanç iddiasında.

İnşaatı 10 yıldır devam eden İFM için İstanbul’un deprem riskine rağmen çok sayıda yeni gökdelen inşa edildi. İFM’de yer alan Merkez Bankası binası, Avrupa’nın en yüksek gökdeleni. 

Günde en az 75 bin kişinin faal olacağı İFM’de; Merkez Bankası (MB), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul (BİST), Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Türkiye Sigorta, Emlak GYO ve İŞ GYO Genel Merkezleri ve müdürlükleri, AVM’ler, konferans salonları, on binlerce araçlık otoparklar yer alacak. Ankara’daki kuruluşların, finans kurumları, özerk kurullar ve kamu bankalarının İFM’ye taşınmasıyla, ailelerle birlikte İstanbul’a en az 100-120 bin kişilik bir göç yaşanacak.

İFM’nin 15 yıl önce gündeme getirildiği dönemde, IMF programıyla istikrarlı bir görünüme ve büyümeye kavuşan, TL’den altı sıfırın atıldığı, enflasyonun tek hanelere indirildiği, dünyanın ‘yükselen ekonomiler’ arasında ilk sıralarda gördüğü Türkiye, bir yandan da 2005’ten itibaren AB ile tam üyelik müzakerelerini sürdürüyor, AB’ye uyum yasalarını hayata geçiriyordu. 2011’de, tüm dünya ülkelerinin ve önde gelen liderlerin katılımıyla kadın haklarını güvenceye alan İstanbul Sözleşmesi’ne sev sahipliği yapan, saygın bir ülke konumundaydı.

Küresel finansı çekme iddiasıyla İFM’nin açılacağı İstanbul başta olmak üzere bugünün Türkiye’si ise tam aksi konumda ve o döneme kıyasla çok gerilere gitti. Geçen sürede İstanbul, resmi rakamlarla 1,3 milyon sığınmacı ve kaçak göçmenin yaşadığı bir kente dönüşürken, ülke genelinde 5-8 milyona ulaşan Suriyeli, Iraklı, Afgan, Pakistanlı, Afrikalının nasıl gönderileceği tartışılıyor. 

Bugünün Türkiye’si basın özgürlüğünden, ekonomik özgürlüklere, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığından insan hakları başta olmak üzere her alanda dünya sıralamasının altlarına inmiş, saygınlığını yitirmiş pek çok alanda dışlanmış, AB ile üyelik müzakereleri yıllardır kesilmiş bir ülke. Özgürlüklerin kısıtlandığı, geçen yılın martında Erdoğan imzasıyla İstanbul Sözleşmesinin feshedildiği, üniversitelerinden binlerce akademisyenin ihraç edildiği, cezaevlerinin bilim insanları, muhalif siyasetçiler, gazetecilerle dolup taştığı bir Türkiye tablosu mevcut.

Bugünün Türkiye’si, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları uygulanmadığı için Avrupa Konseyi’nden ihracı gündemde olan, siyasi sistem değişikliğiyle demokrasiden hızla uzaklaşan, medyanın, yargının siyasi kontrol altına alındığı bir Türkiye görüntüsünde.

Uygulanan ekonomi politikalarının başarısızlığı yanında, tüm demokratik alanlardaki radikal gerileme, İFM’nin küresel bir finans merkezi olması iddiasının içini boşaltıyor.

Geçen yıl OECD bünyesindeki Mali Eylem Gücü (FATF) tarafından Gri Listeye alınan Türkiye kara para aklama, terörün finansmanı, kayıt dışı servetlerin kontrolsüzlüğü vb. konusunda taahhütlerini yerine getirmediği için her an ‘kara listeye’ alınma ihtimaliyle karşı karşıya. AKP hükümetlerince defalarca çıkartılan servet affı yasaları kara paranın, kayıt dışı, kaynağı belirsiz milyarlarca doların, sorgusuz-sualsiz-vergisiz aklanmasına olanak sağlanan bir ülkeye küresel finans kuruluşlarının akın etmesi olanaksız görünüyor.  

Erdoğan’ın İFM için örnek gösterdiği New York ve Londra gibi küresel finans merkezlerinde ön koşul hukuk devleti ve demokrasinin tam işlemesi. Öncelikle şeffaf-öngörülebilir bir finansal-yargısal sistem ve evrensel kriterlerle uyumlu, siyasi müdahalelere kapalı bağımsız-tarafsız bir hukuk sisteminin varlığı. 

Ayrıca ekonominin de öngörülebilir olmadığı, Cumhurbaşkanı kararlarıyla bir günde tüm kuralların, düzenlemelerin, banka-faiz-kambiyo rejiminin altüst edilebildiği bir ülkeye gelmesi için küresel sermayeyi ve finans kurumlarını ikna etmek mümkün görünmüyor.

Kaldı ki, dijital bankacılığın, dijital paraların ön planda olduğu, her işlemin online yapılabildiği bir ortamda genel müdürlükleri, genel merkezleri bir başka şehirdeki gökdelenlere taşımanın anlamsızlığı ortada. ABD ve AB tek bir kararla Rusya’yı küresel finans sisteminden, Swiftten dışladı. TBMM’nin, Sayıştay’ın denetim görevini tam yapamadığı, kamu harcamaları ve ihalelerin şeffaf olmadığı bir sistemin saygınlığı ve güvenilirliği tartışılır. 

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak bu hafta MYK’ye sunduğu raporunda; “İktidarın Cumhuriyetin Başkenti Ankara’nın içini boşaltma, Cumhuriyetle hesaplaşma planları içinde olduğu apaçık. İFM kılıfıyla devleti kısmen İstanbul’a taşıma projesi bunun bir parçası ve tamamıyla siyasi amaçla atılan bir adım. İktidarın hukuk devletini, bağımsız yargıyı, kurumsal yapıyı dışlayan, kararların günü birlik değiştiği, şeffaf olmayan yönetim anlayışıyla küresel sermaye ve kurumlar, İFM’ye itibar etmeyecektir. İFM uyuşturucu baronlarının, uluslararası mafyanın, kayıt dışı servetlerini istifleyen Rus oligarkların, Rusya’ya yaptırımlar sonrası aynı şeyin kendi başlarına da gelebileceği endişesiyle Avrupa ve ABD’deki yatırımlarını, varlıklarını çekmeye hazırlanan Ortadoğu ülkelerinin, prensleri, şeyhleri ve emirlerinin Küresel Kara Para Aklama Merkezi olacaktır!” iddiasında bulunuyor.

2023 tutmayınca, artık 2053 hedeflerinden söz etmeye başlayan Erdoğan, seçim yaklaşırken her fırsatı değerlendirme, farklı çıkışlar arama çabasında. O nedenle İFM açılışını da siyasi şova dönüştürmesi sürpriz olmaz.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.