Bahçeli’nin 'Tek Adam’lığı tescillendi, fatura hazine borçlanma faiziyle geldi

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan 20 Kasım’da, 10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin “Ben Masumum” konulu akademik programının açılışına video konferans yöntemiyle katılarak, ‘Masumiyet Karinesi’ kavramı hakkında önemli mesajlar verdi.

Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” denildiğini hatırlatan Arslan, “Anayasa koyucu masumiyet karinesini olağanüstü durumlarda dahi sınırlandırılamayacak mutlak bir ilke olarak kabul etmiştir” dedi. AYM Başkanı, Anayasa’nın 15. maddesine göre de savaş, seferberlik ve olağanüstü hâlde dahi suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağını vurguladı.

AYM’nin resmi web sitesine tam metni konulan konuşmasında Başkan Arslan suçlanan kişinin ‘ben masumum’ demesinin yetmeyeceğini, herkesin suçluluğu saptanana ve hüküm verilene kadar o kişiye ‘sen masumsun’ demesi gerektiğini ifade etti.

Festivalin akademik toplantısına “Ben Masumum” şeklinde çarpıcı bir konu başlığının seçildiğini belirten Başkan Arslan ancak “Masumum” kadar “Masumsun” da diyebileceğimiz bir anlayışa sahip olmamız gerektiğini vurguladı.

Masumiyet karinesinin etkili şekilde korunabilmesinin “öteki”ne saygı kültürünün geliştiği, hukuk ve adaletin hâkim olduğu bir sosyal ve siyasal iklimi gerektirdiğini belirten Başkan Arslan, “Esasen hukuk ve adaletten ayrılmak, sadece toplumsal ve siyasal düzeni yozlaştırmaz, aynı zamanda insanı insan olmaktan uzaklaştırır.” şeklinde konuştu.

AYM Başkanının bu açıklamaları güncel pek çok dava ve tutuklu durumdaki kişiler hakkında başta siyasiler olmak üzere dile getirilen iddialar, suçlamalar, ithamlara yönelik bir uyarı mesajı idi. 

Katıldığı TV programında uzun tutukluluk sürelerini eleştirerek Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi isimlerin serbest bırakılması gerektiğini söyleyen AKP kurucusu, eski Başbakan Yardımcısı ve TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyesi Bülent Arınç’ın açıklamalarının yarattığı tartışmalar sonrası, üç gün suskun kalan Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin tepkileri ardından Arınç’ı ‘fitne ateşi yakmaya çalışmakla’ suçladı.

MHP lideri Bahçeli Arınç’a ‘ahmak’ derken; “Siyaset eskisi bir şahsın TV'ye çıkıp Osman Kavala ile terörist Demirtaş'a güzellemeler yapması çarpıklıktır, ahmaklıktır. Bu şahsın iki suçluyu serbest bırakmasını istemesi ihanete yataklıktır, suça iştiraktir. Demirtaş teröristtir; bizim nazarımızda aksini ikna eden kim olursa olsun bölücüdür, fitnenin elebaşıdır" diye konuştu.

Bu gelişmeler üzerine YİK üyeliğinden istifa eden Arınç, mafya lideri Alaattin Çakıcı’yı ‘dava arkadaşım’ diyerek sahiplenen Bahçeli’ye karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ’45 yıllık dava arkadaşı’ olduklarını vurguladığı açıklamasında görevden ayrıldığını duyurdu.

Arınç’ın istifası ardından partisinin 25 Kasım’daki grup toplantısında konuşan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arınç’ın açıklamalarının kendisini çok üzdüğünü ve rencide ettiğini dile getirerek, bir kez daha yargılaması devam eden isimler ve davalar hakkındaki sert açıklamalarını sürdürdü.

Erdoğan; “Hadi yeminli Türkiye düşmanlarını anladık, hadi CHP gibi onların içindeki tetikçilerini de anladık. Peki yıllarca bu mücadeleyi birlikte verdiğimiz kimilerinin de aynı trene binmesine ne demeli. Neymiş, filancalar filancalar niye hala hapisteymiş. Bunları herhalde ödüllendirecek halimiz yok” dedi.

Bülent Arınç’ın, Demirtaş’ın cezaevinde yazdığı ‘Devran’ isimli kitabını herkesin okumasını tavsiye etmesinin kendisini çok rencide ettiğini dile getiren Erdoğan şunları söyledi:

“Dağa kaçırılan o yavruların annelerinin, Diyarbakır'daki HDP binasının önünde yaz-kış demeden oturan annelerin hakkını kim teslim edecek? Devlet niye var? Biz niye varız? Arkadaşlar biz bunun için varız. Biz bunu halledeceğiz. Hatta daha da ileri gidip bu teröristlerden birinin yazdığı kitabı herkesin okumasının tavsiye edilmesi hakikaten beni rencide etmiştir. Kitabını herkes okusun denilen kişi, binlerce askerimin kardeşimin kanı olan bir terör örgütünün siyasetçi maskesi takmış savunucusudur. Birilerinin çıkıp sanki Türkiye'de hiçbir şey yapılmamış her şey eski haliyle sürüyor da sadece kendileri gerçekleri söyleyebiliyor gibi bir eda ile konuşmalarını kabul edemeyiz.”

Erdoğan sözlerinin devamında, AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın masumiyet karinesi ile ilgili anayasanın 138. Maddesini gündeme getirerek, yargıya kimsenin talimat veremeyeceğini savundu ve şöyle konuştu:

“Buradan yargıya sesleniyorum. Diyorum ki; değerli yargı mensupları Anayasa'nın 138. maddesi beni ne kadar muhatap alıyorsa aynı şekilde benim dışımdakileri de muhatap alıyor. 138. Maddeyi eze eze kullananlara karşı gereğini neden yapmıyorsunuz? Gereken adımları neden atmıyorsunuz? Size birilerinin talimat verme hakkı var mı? Benim ne kadar talimat verme hakkım yoksa ana muhalefettekilerin de talimat verme hakkı yok. Bunun dışındakilerin de talimat verme hakkı yok. Bu talimatlar verilirken niçin gereğini yapmıyorsunuz? Bunu söylemek zorunda kaldım. Atılan adımlar karşısında yargının sessiz kalmasını ben kabullenemiyorum.”

Ancak Erdoğan bir yandan 138. Maddeyi hatırlatırken diğer yandan da bir gün önce Demirtaş, Kavala hakkında terörist suçlamalarını sürdüren MHP lideri Bahçeli’yi görmezden gelerek yine ana muhalefet partisine yüklenmeye devam etti.

Son birkaç güne sığan bu siyasi gelişmeler Erdoğan’ın bütçeden sonra TBMM gündemine getirileceğini söylediği reformlar, hukuk devleti ve yargıya dönük düzenlemelerle ilgili balonları tümden patlattı.

MHP meclis grubundaki konuşmasında ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması görüşünü dile getiren Bahçeli’nin bu açıklamalarına CHP lideri meydan okuyarak karşılık verdi; “Dokunulmazlığımı kaldırmazsanız, namertsiniz, vatan hainisiniz. Bu ülke, bu bayrak, bu vatan için bir canım var vermeye hazırım!”

Gerek Bahçeli gerekse Erdoğan konuşmalarında yargı, hukuk, demokrasi reformlarını Cumhur İttifakı olarak birlikte yapacaklarını dile getirmelerine karşılık, söylemleriyle, ithamlarıyla, muhalefeti ve belirli kesimleri hedef alan suçlamalarıyla kendi sözlerini tekzip etmiş oldular. Özellikle Bahçeli’nin açıklamaları reformların sınırını kimin çizeceğini, nereye kadar izin verileceğini, Erdoğan’ın manevra alanını kimin belirlediğini de ilan etmiş oldu.

Mafya lideri Çakıcı’yı meclisteki konuşmasında da bir kez daha sahiplenerek, Kılıçdaroğlu’na yönelik tehditlerini meşrulaştıran Bahçeli’ye suskun kalan Erdoğan’ın tavrı, iktidar ittifakında iplerin Bahçeli’de olduğu görüntüsünü, gerçekte ‘Tek Adamın’ Bahçeli olduğu algısını pekiştirdi.

AKP kurucularından ve uzun yıllar Diyarbakır Milletvekilliği yapan İhsan Arslan’ın da gerek Kürt sorunu ve çözüm süreci gerekse 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, yargıdaki FETÖ taktiklerinin AKP tarafından uygulanmaya başlandığı açıklamaları üzerine, kesin ihraç kararıyla disiplin kuruluna sevk edilmesi AKP’nin MHP ideolojisine teslimiyeti ve farklı seslerin susturulması konusunda dikkat çeken bir diğer gelişme oldu.

Erdoğan’ın AKP’nin kuruluşundan bu yana en yakınında olan iki ismi birden, Bahçeli ve MHP’yi teskin etmek, Cumhur İttifakı’nda tansiyonu düşürmek için 24 saatte feda etmesi, siyasi kulislerde AKP ve Erdoğan üzerindeki MHP-Bahçeli vesayetinin resmiyet kazandığı şeklinde yorumlanıyor. 

Reform beklentilerinin suya düşmesi ve atılacak adımların göstermelik olacağı yönündeki inancın güçlenmesi, ekonomideki kısa süreli bahar havasını da kısa sürede dağıttı. Döviz kurları yeniden yükselişe geçerken Hazinenin gerçekleştirdiği iç ve dış borç ihalelerinde de faizler yükseldi.

Hazinenin 24 Kasım’da Goldman Sachs, HSBC ve Morgan Stanley’e verdiği yetki çerçevesinde gerçekleştirdiği 2,25 milyar dolarlık tahvil ihalesinde faiz yüzde 6 oldu. İki yıl aradan sonra aynı gün ilk kez gerçekleştirilen 10 yıl vadeli TL tahvil ihalesinde ise 1,5 milyar liralık satış yapılırken faiz yüzde 12,32 olarak gerçekleşti. Yunanistan’ın da aralarında bulunduğu pek çok ülke 10 yıl vadeli tahvil ihraçlarında ‘binde’ oranlı faizlerle borçlanırken, Almanya gibi ülkeler ise ‘eksi’ faizle borçlanıyor.

Dolayısıyla Bahçeli’nin iktidar ittifakı içindeki gücünün ve etkisinin tescillenmesi, reformlar konusundaki inanç ve güvenin kısa sürede tükenmesi, mafyanın meşrulaştırılarak sahiplenilmesinin ekonomideki ilk faturası ortaya çıkarken, bu bedelin önümüzdeki günlerde daha da artması ihtimali oldukça yüksek.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.