15 Mayıs 2018 felaketi - Kerim Rota*

Yazının başlığını okuyunca ‘15 Mayıs 2018 felaketi neydi’ diye hafızanızı fazla zorlamayın lütfen. Bu tarihin önemini hatırlayan çok az vatandaşımız var.

Oysa 15 Mayıs 2018, neredeyse 17 Ağustos 1999 depremi kadar acı barındıran ve ülkemizi çok ağır kayıplara uğratan bir afet günüydü. Hatırlayamamanızın nedeni 15 Mayıs felaketinin gerçekleştiği anda görünür bir hasar vermemesinden kaynaklanıyor. Oysa 15 Mayıs 2018 felaketinin etkileri dalga boyu büyüyerek genişliyor.

15 Mayıs, kişisel ve kurumsal yıkımlar yaratmaya devam ediyor. Sizin ve çocuklarınızın zamanını, parasını, geleceğini ve umutlarını tüketmeye devam ediyor.

24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan yabancı portföy yatırımcıları ve bankalarla Londra’da görüşmeye karar verdi. Görüşmeler 15 Mayıs’ta başladı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişten bir ay kadar önce yapılan bu toplantıya yatırımcılar büyük ilgi gösterdi.

Cumhurbaşkanı, 2018 öncesinde sıkça “enflasyonun sebebi faizdir” teorisini savunup Merkez Bankası (TCMB) başkanlarına baskı yapmaktaydı. Ancak yabancı yatırımcılar Cumhurbaşkanı ne derse desin, ekonomide dümenin başında olanlarla TCMB başkanının uygulamalarına ve sözlerine bakarak işlem yapmaktaydılar.

Acaba Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçince bu tablo değişecek miydi? Cumhurbaşkanı, TCMB ve ekonomi yönetimi üzerinde daha etkili mi olacaktı yoksa sistem değişikliği sadece kâğıt üzerinde kalıp eski dengeler korunacak mıydı?

Yatırımcılar toplantılarda bu soruların cevaplarını net olarak aldılar. Cumhurbaşkanı, Bloomberg International ile yaptığı söyleşide aşağıdaki sözleri ile son noktayı koydu:

“Her şeyden önce tabii ben Cumhurbaşkanı olarak yürütmedeki fonksiyonumuz bizim bir Başbakanın fonksiyonu gibi değil. Yeni dönemde, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtiğimiz andan itibaren, oradaki etkinliğimiz çok daha farklı olacak.

Dolayısıyla bu konularda atılacak adımlarda yürütmenin olmazsa olmaz başı olarak hem sorumluluğu alıyorsunuz hem de bu konularda siz karar verme noktasına geliyorsunuz. Bunu yapacağız ki aldığımız sorumluluğun hesabını da milletimize verebilelim. Şu ana kadar durum böyle değildi bundan sonra öyle olacak.”

Aşağıda da toplantıya katılan bir yatırımcının toplantı sonrası yaptığı değerlendirmeyi okuyabilirsiniz:

“Erdoğan’ın mesajı tavizsizdi. Gelecek ay yeniden seçilmeyi uman Cumhurbaşkanı, faiz artırımına kararlılıkla karşı olduğunu net bir şekilde söylemesinin dışında, para politikasını daha sıkı kontrol etmeye niyetliydi. Yatırımcılar, aylardır Cumhurbaşkanı’na imkân tanıyor, Türkiye’nin güçlü bankacılık sistemi ve mali disiplini nedeniyle artan cari açığını ve yüksek enflasyonunu görmezden geliyorlardı. Varsayımları, Cumhurbaşkanı’nın faiz artırımına karşıtlığını tekrarlamasına karşın, Merkez Bankası’nın ‘doğru şeyi’ yapacağıydı.”

Financial Times ise Erdoğan’ın düşünce kuruluşu Chatham House’ta yaptığı özel toplantıya katılan uzmanların da benzer bir şaşkınlık yaşadığını ve Cumhurbaşkanı’nın toplantıya katılanlardan “düşük faiz oranlarının düşük enflasyon getirdiğini lütfen öğrenmelerini istediğini” yazıyordu.

Cumhurbaşkanı böylece, 15 Mayıs 2018 Londra seyahatinde Türkiye ekonomisinin artık farklı bir şekilde yönetileceğini açıkça dünyaya ilan etmişti. Yabancı yatırımcılar bunun kendileri için bir felaket olduğunu o gün anladılar. Türk lirası değer kaybedecek, Türk lirası faizleri ve enflasyon yükselecek, Türkiye’nin risk primi artacaktı. Bu, ellerindeki Türk varlıklarından büyük zarar edecekleri anlamına geliyordu. Bilmedikleri şey ise bu gelişmelerin ne hızda ve ne büyüklükte olacağıydı.

Küçük riskleri olan yatırımcılar toplantı sonrasında hızla Türk varlıklarını satmaya başladılar. Nitekim 15 Mayıs’tan itibaren piyasalarda ciddi bir oynaklık başladı. Bu paniği gören o günkü Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinden iki hafta sonra Londra’ya gitti. 40 gün sonra açıklanacak hükümette kendisinin olmayacağını muhtemelen bilmesine rağmen yatırımcıları sakinleştirmeye çalıştı.

2018 Temmuz’da hükümetin kurulmasının ardından yabancıların korktukları başlarına gelmeye başladı. Nitekim 2018 Ağustos’ta ortaya çıkan rahip krizi büyük bir kur şokuna dönüştü. Türkiye’de Türk lirası cinsinden büyük riskleri olan endişe içerisindeki yabancı yatırımcılar kara kara düşünürlerken kendilerine 2019 başında piyango vurdu. Yeni Ekonomi Bakanı Albayrak, yerel seçimler öncesi TCMB rezervlerini kapı arkasından satıp Türk lirasının değerini bu yöntemle koruyabileceği hayaline kapıldı.

Benim “Con Ahmet’in devri daim makinası” adını verdiğim bu mekanizma bir süre sonra meşhur “128 milyar dolar” skandalına dönüştü.

2019 Mart ile 2020 Mart arasındaki bir yılda bu furyadan faydalanan yabancı yatırımcılar 50 milyar dolara yakın dövizi 5,30 ile 6,50 arasındaki uygun fiyatlardan TCMB rezervlerinden satın alma şansı buldular. Bu alımın 18 milyar doları, TL cinsi hisse senetleri ve tahvil varlıklarından, 31 milyar doları swap varlıklarından çıkış olarak gerçekleşti. Böylece yabancı yatırımcılar yeni Bakan sayesinde kendilerini adeta “yangında ilk kurtarılacaklar” listesinin başında buluverdiler.

Tasarrufu olan yurtiçi yatırımcılar da fırsat bulmuşken TCMB rezervlerinden döviz satın alarak kendini korumaya çalıştılar. Tabii ki fatura her zamanki gibi herhangi bir varlığa sahip olmayan sabit ve dar gelirlilere kesildi. Yakıcı enflasyon, yükselen faizler ve değeri pula dönüşen Türk lirası nedeniyle iyice fakirleştiler.

TCMB’nin ve ekonominin tek elden yönetildiği 2018-2022 dönemi sonunda nasıl bir tabloyla karşılaştık? Gelin 2018-2022 arasındaki dört yılı, 2014-2018 arasındaki önceki dört yıl ile karşılaştıralım. Böylece15 Mayıs felaketinin hayatlarımızı nasıl etkilediğini daha net görebiliriz.

rota

Doların Türk lirasına karşı değeri 2014 Mayıs-2018 Mayıs arasında ikiye katlanırken sonraki dört yıllık dönemde dörde katlandı.

rota

2014 Mayıs-2018 Mayıs arasındaki dört yılda birikimli olarak %43 artan tüketici fiyatları 2018 Mayıs-2022 Mayıs arasında %164 arttı.

Üretici tarafında ise 2014-2018 arası dönemde %43 artan fiyatlar 2018-2022 arasında bu kez %316 arttı.

2014-2018 arası 180/240 baz puan aralığında dalgalanan ülke risk primimiz şu sıralarda 2008 krizi sonrası en yüksek seviyesi olan 700 baz puanın üzerine çıktı. Türkiye daha önce aynı risk grubunda fiyatlanan Brezilya, Güney Afrika gibi ülkeler grubundan koparak Mısır, Nijerya gibi ülkelerle aynı seviyede fiyatlanmaya başlandı.

rota

2014 Mayıs-2018 Mayıs arası dönemde %60 artan kamu borç stoku 2018-2022 döneminde %225 arttı.

rota

İç borca ileride ödenecek faizler ise 2014-2018 arası %65 artarken 2018-2022 döneminde %415 arttı.

15 Mayıs felaketi sonrası geçen dört yılda kurların, enflasyonun, risk priminin ve borç yükünün dörde katlandığı bir kusursuz fırtına yaşadık.

Önümüzdeki bir yıl içinde seçimler olacak. Cumhurbaşkanı’nın bu seçimler öncesinde Türkiye’den çoktan çıkmış olan yatırımcıları ikna etmek için yeni bir Londra ziyareti yapacağını sanmam. Yatırımcılar da kendilerine piyangonun ikinci kez isabet etmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliler.

Son dört yılda uygulanan politikaların önümüzdeki yıllarda da devam etmesi halinde yazıdaki tüm göstergelerin yönetilemez bir seviyeye gelmesi çok muhtemel. Kurların, enflasyonun, risk priminin ve borç stokunun bir kez daha dörde katlanıp hayatın normal şekilde devam edebileceği bir piyasa dengesi artık yok.

Ortaya çıkan büyük “itibar açığının” azaltılması için de önümüzdeki son şans gelecek seçimler görünüyor.


(Bu yazı Perspektif'ten alınmıştır)

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.