Türkiye’nin ‘denge siyaseti’ efsanesinin özü: Güçsüzlük ve fırsatçılık

Rusya’nın Ukrayna’yı istilası ile Türkiye’de hemen bir ezber tekrar edilmeye başlandı.

Buna göre Türkiye, Rusya ve Batı/Ukrayna arasında ‘denge siyaseti’ (balancing) izlemektedir. Bu ‘ezbere’ göre zaten yapılması gereken şey de tam budur.

Bazı uluslararası ilişkiler “hocaları”nın da katıldığı bu söylemi okurken insan bazen “yahu bu dünyanın diğer ülkeleri aptal mı?” diye sormadan edemiyor.

Çünkü hikâyeye göre dünyada savaşlar, krizler yaşanırken Türkler, denge siyaseti ile her krizden sıyrılıyorlar ve sonunda mutlu oluyorlar.

Bu zaman zaman absürd noktaya ulaşan söylem doğal olarak içkin bir Türkiye-merkezci tarih anlatısı da üretiyor.

Bu efsaneye göre geçmiş bütün dış işleri bakanları bir “denge siyaseti üstadı” olarak yorumlanıyor.

Denge siyaseti konusunda bazı meseleleri bana kalırsa farklı tartışmakta yarar var.

Birincisi, İnönü dönemindeki denge siyaseti döneme özgüdür.

Bu siyaset zaman üstü evrensel bir ilke gibi yorumlanamaz. Ayrıca, o denge siyaseti ahlaken de sorunluydu. Çünkü Türkiye son tahlilde insanları fırında yakan Nazi rejimine karşı tarafsız olmayı tercih etmişti.

O tarafsızlık döneminde İstanbul’da açılan Nazi yanlısı dernekler üzerine bazı çalışmaları merak edenler okuyabilir.

Kişisel kanaatim Türkiye bu ‘ahlaki’ bagajdan kurtulmak için daha sonra sert bir “Batılaşma” izlemiştir. Ancak maalesef Türk aydınları bu ahlaki bagajı yeteri kadar tartışmamıştır.

İkinci olarak, dengeleme güç ile ilgilidir ve Türkiye’nin Ukrayna krizinde dengeleme yapacak gücü yoktur.

Zaten başta Türk akademisinin bazı üyelerinin temel açmazı da buradadır. Bu kişiler dengelemeyi neredeyse güçten bağımsız siyasi yetenek fonksiyonu olarak açıklıyorlar.

Kanaatim bu tuhaf durumun temel bir kaynağı Türk Dış Politikası dersinin okutulma biçiminde. Çünkü eskiden beri Türk Dış Politikası derslerinde Türk hariciyesi masalsı bir biçimde öğrencilere okutulur.

Bu masalsı söylemde, Türk diplomatları memleket 40 sente muhtaç, millet gaz kuyruğunda iken bile nasıl oluyorsa büyük güçlere kök söktürmektedir (!).

Üçüncü olarak bir dengelemenin normunu sistem belirler. Örneğin ‘ben dengeliyorum arkadaş’ diyerek her eyleminizi denge siyaseti olarak siz tanımlayamazsınız.

Bu bağlamda NATO ile Rusya’ya karşı bir yaptırım uygulamıyorsanız bir dengeleme yapmıyorsunuz, Rusya yanlısı duruyorsunuzdur. Hava sahanızı Ruslara kapatmıyorsanız buna dengeleme değil Rusya yanlısı duruş denir.

Dördüncü olarak Türkiye’de denge siyasetinden bahsedenler hala iktidar ve devlet arasında bir ayrım olduğunu feci bir yanılsama ile kabul etmiş oluyorlar.

Türkiye, Ukrayna’nın istilası ile başlayan krizde temel olarak yaklaşan seçimleri kotarmaya çalışıyor.

AKP’nin ‘devletin partisi’ mi, yoksa devletin ‘partinin devleti’ mi olduğu tartışmaları en üst düzey akademik dergilerde gırla giderken, dış politik dengenin sanki bir devlet siyaseti olduğu illüzyonunu kabul etmek kendi başına bir yanlıştır.

Nitekim İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’nun son açıklamasında Ukrayna’da ölen çocukların “Soros zihniyeti” tarafından öldürüldüğünü ve bunu anlamak için “Türkiye’de Kavala meselesi”ne bakılması gerektiğine dair açıklaması sanırım benim ne demek istediğimi anlamaya yeter.

Bu vasat bir söylemin hükümet düzeyinde itibar gördüğü bir yerde devlet merkezli bir denge siyaseti varmış gibi tartışmaya devam etmesi hakikaten tuhaftır.

Kısaca, ortada bir dengeleme yok.

Devlet ile bürokratik sınırları yok olmuş AKP’nin seçime en az hasarla gitme hesabı var.

Olayın entelektüel boyutuna gelirsek sanırım başka bir durum ile karşı karşıyayız.

Tarihçi Rıza Yıldırım’ın dediği gibi Türkiye’de temel açmazlardan birisi hayat tarzı Batılı olan kişilerin Batı karşıtı olmasıdır.

Özellikle Türk akademisinin seküler kanadı hayat tarzı dışında Batıcı değildir. Nitekim, bu hocaların büyük kısmı on yıldır neredeyse hayatlarını neo-liberalizm eleştirisi ile geçirmiştir. Böylece sınıflarda Batı karşıtlığı seküler ve sol bir söylem dile getirilmiştir.

Elbette neo-liberal eleştirinin bu şekilde güçlenmesinin sonucu, seküler mahallenin Batı karşıtı bir yere savrulmasına katkıda bulunmak olmuştur. Nihayet bugün Kemalizm neredeyse artık Batıcı bir ideoloji olmaktan çıkmıştır.

Bu açıdan bakarsak esasen bazı yüksek kalibreli uluslararası ilişkiler ve sosyal bilimci hocaların Batı karşıtı söylemleri, popüler kanallarda elinde sopa ile Batı’ya nasihat veren kişilerden özü itibari ile farklı değil.

Fark söylemde.

Ortada absürd vaziyetler de var.

Örneğin hayatını neredeyse neo-liberalizm eleştirisi ile geçiren ve daha sonra TÜSİAD’a danışmanlık yapanlar var.

Dahası dikkatle neo-liberalizm eleştiri konulu bilimsel makalelere bakınca burada temel eleştiri neredeyse hiç Koç, Özyeğin gibi aktörlere yönelik değil.

İstanbul’un konformist seküler akademisyenleri için Neoliberalizm sadece ve sadece AKP’ye yamanmış Anadolu ‘burjuvazisi’ ile geliyor.

Kanaatim bu daha temel bir soruna işaret ediyor: Bazı etkin seküler ve sol Türk akademisyenleri Batılı eğitim ve Türk liberal sermayesinin ürünüdür.

Bu doğal olarak ontolojik bir iç gerilim yaratıyor. Bu kişilerin örnek göstereceği bir ‘entelektüel anavatanı’ yok. Ve bu ‘vatansızlık’ içkin bir Batı karşıtlığına dönüşüyor.

Baştaki konuya dönersek: Türkiye, Ukrayna konusunda bir dengeleme yapmamaktadır.

Türkiye’nin bir tür dengeleme gibi bize anlatılmaya çalışılan siyasetini üreten iki dinamik var: Güçsüzlük ve fırsatçılık.

Türkiye askeri, ekonomik ve diğer bakımdan krize zayıf yakalanmıştır.

Şöyle yazayım: Krize bir NATO üyesi olarak ancak hava sahamızı kullanamadığımız S-400 ile yakalandık.

Öte yandan resmi enflasyon %54. Bu vasatta, güçsüzlüğün ürettiği çaresizlik bir denge siyaseti gibi halka anlatılmaya çalışılıyor.

Bunun yanında elbette ‘iki oligark da Türkiye’ye parasını getirir mi’ türü fırsatçılık da var.

Peki, buna Batı ne der? Batı, Türkiye’nin sınırlarının farkında.

Şu sıralar Batı için özellikle NATO üyeliği Ankara’ya “sen buralarda dur” anlamına geliyor.

Öte yandan Rusya’ya karşı örgütlenmiş neredeyse 50 trilyon dolarlık Batı ekonomisi, “günü gelince lüzum ederse Türkiye’nin anlayacağı dilden de konuşurum” diye düşünüyor.

 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.