Erdoğan Dağlık Karabağ üzerinden nüfuzunu Kafkasya’ya genişletmek mi istiyor?

Ege ve Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu artırma çabalarının, Libya ve Suriye’dekine oranla daha zor olmasından memnunluk duymayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan’ın Ermenistan ile onlarca yıldır süren çatışmasında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in çabalarına destek vermeye başladı.

Ermenistan’ın Batılı siyasi destekçilerden yoksunluğu ve Batı’nın dini-kültürel topluluğu içindeki çevresel statüsü göz önüne alındığında, Erdoğan’ın Türkiye’nin Kafkasya’daki nüfuzunu artırmak için yalnızca Rusya ile mücadele etmesi gerekiyor.

Basında çıkan haberlerde, Türkiye'nin Libya'da yaptığı gibi, müttefik düzensiz savaşçılarını Suriye'nin kuzeyinden Azerbaycan'a taşıdığı iddia ediliyor. Azerbaycan'a silah satarak Türk savunma sanayisine kâr sağlıyor. 

Buna paralel olarak, şimdi Latin harfleriyle yazılan iki dilin yakınlığıyla desteklenen bir çağrı ile Azerileri Türklerle doğal yakınlıklarını tanımaya ve kucaklamaya çağıran bir pan-Türkizm kavramı teşvik ediliyor. 

Şimdi düşmanlıkların patlak vermesiyle Erdoğan, savaşan taraflar arasında bir arabulucu veya dürüst aracılık rolünden kaçınarak Azerbaycan'ın pozisyonuna tam destek veriyor. ABD, Minsk Grubu’na arabuluculuk yapması çağrısında bulunurken, Çin tarafları sorumluluğa davet ediyor, Rusya sükunet ve çatışmaya son verilmesini istiyor, İran ise görüşmelere aracılık etme teklifinde bulunuyor. Ancak Türkiye tamamen çatışmadaki tek tarafın yanında yer almış olarak öne çıkıyor. Erdoğan'ın Azerbaycan'daki prestijini ve Kafkasya bölgesindeki siyasi nüfuzunu artırmayan bir çatışmanın çözüme kavuşmasında herhangi bir çıkarı bulunmuyor. 

Bu isteğini yerine de getirebilir. Çin, pek fazla rol alamayacak kadar uzakta ve Çin'in çıkarlarını üstün tutmak ve savunmak yerine dürüst aracılar olmak için eğitilmiş birkaç diplomatı var. Nüfusunun üçte birinin Azerilerden oluştuğu ve görece az sayıda etnik Ermeni nüfusu olan İran ise, muhtemelen Erivan’a göre daha fazla Bakü yanlısı görülecektir. Minsk Grubu’nun, arabuluculuk rolü için etkili olabilmesi için ABD’nin etkin bir desteğine ihtiyacı var ve ABD seçimleri tüm hızıyla devam ederken, Beyaz Saray'ın Minsk grubunu destekleyeceği veya kavgaya direkt müdahale edeceği beklentisi çok az. Ve çatışmanın alevlenmesini engelleme çağrısı yapan kararlar alan BM’nin, çatışmayı durdurmak için harekete geçme olasılığı düşük.

Rusya'nın Ermenistan tarafında, Türkiye'nin Azerbaycan tarafında olduğu bu çatışmada, iki büyük gücün vekillerinin ağabeylerini çatışmanın içine çekecek kadar ileri gitmelerine izin vermesi pek olası olmasa da risk ortada. 

Daha büyük tehlike ise, Erdoğan'ın desteğini alan, eylemlerini adalet çağrılarıyla ambalajlayan Aliyev'in bir uzlaşma arayışında olmayacağı ve savaşı zamana ve sahaya yayacağıdır. 

Belirli bölgesel veya diğer maddi hedeflerin aksine, savaşın üzerine körükle gitmek tarafların isteklerinden daha azına razı oldukları pazarlıklara ve anlaşmazlığı çözmek için uzlaşma çabalarına çok az bir yer bırakıyor.

"Adalet", "namus" veya benzeri kavramların taleplerini karşılamak, çatışmanın daha büyük bir maliyetle çözülme olasılığını artırır, çünkü adaletsizlik devam ederken insan nasıl rahat durabilir? Ve her iki taraf da amacının adalet olduğu konusunda ısrar ederse, mantıklı, gerçekçi uzlaşma için yer neresi olacak?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun süreli bir çatışmayı muhtemelen çıkarlarına aykırı görüyor. Aliyev ve Azerbaycan'a silah, hava desteği, askeri istihbarat ve düzensiz savaşçılar (normal Türk askerleri değil) verilmesi yoluyla kısa bir destek gösterisi, anti Türk Batılılara karşı tüm Türk halklarının savunucusu olduğu imajını pekiştirmeye hizmet edecektir.

Bu ayrıca Erdoğan’ın, inancı savunmak için kılıç kullanan bir Sultan olarak Müslüman Azerileri Hıristiyan Ermenilere karşı savunduğunu öngören ustaca bir mesajı da olacak. 

Ancak Erdoğan’ın burada dikkatli olması gerekecek. Çünkü Putin, Rusya’nın “yakın çevresindeki” nüfuz paylaşımı konusunda Türkiye ile Suriye'de ve daha az ölçüde Libya'da olduğu kadar isteyerek işbirliği yapmayabilir.

Erdoğan’ın Azerbaycan’a verdiği tam destek, özellikle ABD Kongresi’nde iyi örgütlenmiş ve varlıklı Ermeni-Amerikan topluluklarıyla güçlü bağları olan pek çok üyenin de hoşuna gitmeyecektir. Erdoğan’ın Demokratların çoğunlukta olduğu ABD Temsilciler Meclisi’ndeki konumu çok da iyi sayılmaz, bu nedenle Ermeni-Amerikan lobisinin sesi daha fazla çıkacaktır. 

Aynı şekilde, Erdoğan'a karşı artan bir sabırsızlık veya en azından daha az destekleyici bir tutum sergileyen Beyaz Saray ile de sorun yaşayabilir. Yine de, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun ABD'yi iki Kafkasya rakibi arasında arabulucu konuma oturtması muhtemel değil. Bunun yerine 3 Kasım seçimleri sonrasına kadar zaman kazanmak için Minsk Grubu’nun daha büyük bir rol oynamasını savunuyor.

Özetle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Azeriler ve bölgedeki diğer birçok Türk halkı nezdinde kendisi ve Türkiye’nin prestijini artırma hedefini gerçekleştirmesi muhtemel olduğu gibi, nerede yaşarlarsa yaşasınlar Türk/Müslüman halkların en önemli koruyucusu ve savunucusu olduğuna da kendi kendini ikna ediyor.

Tüm zamanların imparatorluk liderleri gibi, vekil devletlere ve kendine tabi müttefiklere güvenmesi şaşırtıcı değildir ve bu durum Türk askerlerinin anavatan için değil başkaları için savaşırken öldürülmesi oy kaybetme riskini ortadan kaldırıyor. Dağlık Karabağ ile ilgili eylemleri, Atatürk’ün Türkiye’yi laik ve Batı yönelimini bozma sürecinin bir başka adımını oluşturuyor. 
 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.