Ülkücü yasağı, Avrupa’nın Türk nüfuz ağlarının farkına vardığını mı gösteriyor?

4 Kasım'da Fransa, Bozkurtlar olarak bilinen aşırı milliyetçi Türk grubunu yasaklayacağını duyurdu.

Bu karar, 30 Ekim'de Lyon'da düzenlenen gösterilerin ardından Türk milliyetçilerinin şehir dışında Ermeni yanlısı milliyetçilerle Bozkurtlar'ın sembolünü göstererek çatışması sonucu geldi. Ermeni Soykırımını tanıyan bir anıt da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın isminin baş harfleri olan RTE ve Bozkurtlar yazılarak tahrif edildi.

Berlin Bölgeler Ötesi Çalışmalar Forumu araştırma görevlisi Dr. Yektan Türkyılmaz, Bozkurtların hiçbir şekilde yeni bir oluşum olmadığını söylüyor. Aslında, aşırı milliyetçi kökenden gelen bir gençlik örgütü olarak son yıllarda Türk devletinin gizli bir kolu haline geldi.

Türkyılmaz, Ahval’deki bir podcastte, "Grubu anlamak için Türkiye’de 1960'ların sonlarına ve 70'lere geri dönmemiz gerekiyor" dedi. Bugünkü Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) gençlik kanadı olarak ortaya çıktığından beri Bozkurtlar'ın Türkiye genelinde, özellikle o dönemde sol gruplara yönelik kriminal şiddet ile nasıl bağlantılı hale geldiklerini anlattı.

Türk hükümetinin Bozkurtlarla ilişkiler de tartışmalı bir hal aldı. 1970'lerde hükümet, 1980 askeri darbesinin ardından MHP'nin geçici olarak yasaklanmasından sonra bile, grubu düşmanlarına karşı kullanmakla defalarca suçlandı. Türkyılmaz'a göre bu ilişki bitmedi, gelişti.

Türkyılmaz, "Bazı üyelerinin Türk istihbaratıyla bağlantıları var - bu kimse için sır değil" dedi.

Belki de en kayda değer olay, 1996 yılında Susurluk'ta meydana gelen ve Bozkurtların iki numarası da dahil olmak üzere birçok Türk yetkilinin öldüğü araba kazasının ardından gerçekleşti. Kısa süre içinde “derin devlet” skandalına dönüşen olay için Türk parlamentosu, Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) gruba geçmişte verdiği desteği ortaya çıkaran bir soruşturma açtı.

Bugün de bu ilişki bitmedi, gelişti. Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) ortak olarak faaliyet gösteriyor ve Türkiye Bozkurtların varlığını bile reddediyor.

Bazı açılardan, Bozkurtlar, Avrupa çapında iyi belgelenmiş bir Türk etki ağının başka bir koluna dönüşmüş gibi görünüyor. Avrupa'daki istihbarat teşkilatları, özellikle Türkiye yanlısı göstericilerin katıldığı şiddet barındıran mitinglerdeki varlığı göz önüne alındığında, grubu endişe nedeni olarak belirliyor.

Türkyılmaz, Avrupa'da en azından 1970'lerden beri Bozkurtların var olduğunu belirtiyor. Şimdi ise, PKK destekçileri veya Erdoğan'ın Temmuz 2016'da kendisine yönelik başarısız darbe girişiminden sorumlu tuttuğu Fethullah Gülen'in takipçileri gibi Ankara'nın kıtadaki düşmanlarına karşı "silahlandırıldıklarını" ifade ediyor.

Bazı durumlarda, grup Avrupa'daki üyelerini siyasi bir eyleme katılma yönünde de harekete geçirebiliyor.

Türkyılmaz, "Sadece düşmanlara karşı değil, siyasi amaçlar için de silahlanma çabası içinde olduklarını görüyorsunuz" dedi. Hollanda'daki Denk ve Diyanet gibi Türk hükümet organlarına bağlı olan Almanya'daki Türk Federasyonu'nu da içeren Avrupa'daki Türkiye yanlısı partilere işaret ediyor.

Türkyılmaz, bu varlıklar ağını Türkiye'nin 1990'larda başlayan yumuşak gücünü inşa etme çabasının bir parçası olarak tanımlıyor. Başarısız darbenin ardından Ankara'nın Batı'ya karşı daha kavgacı hale gelmesi ve Doğu Akdeniz'de devam eden anlaşmazlık gibi Avrupa ile çatışmaların artmasıyla bir değişim meydana geldi.

Türkyılmaz, "Türk siyaseti sadece Türkiye'de değil, yurt dışında da daha radikalleşiyor, daha saldırgan hale geliyor" şeklinde ifadeler de kullanıyor.

Bu Türk ağı, Avrupa hükümetleri tarafından bilinmemektedir, ancak Türkyılmaz, devletlerin bu zorluğun üstesinden gelmek için eskisinden daha istekli olduklarına inanıyor. Son zamanlarda Türk istihbaratının bir Kürt-Avusturyalı siyasetçi olan Berivan Aslan'a suikast girişiminde bulunmasını da Avrupa'ya yönelik tehlikenin başka bir kanıtı olarak gösteriyor.

Bozkurtlara karşı hareket etmek, bu tehdide yönelik sembolik bir adım görevi gördü. Fransa'dan başka Avusturya, grubun selamlaşma şeklini yasakladı ve Paris'in grubu yasadışı ilan etmesinin ardından, tüm partilere mensup politikacılar Almanya'daki davayı takip etmekle ilgilendiklerini belirtti.

Türkiye bu adımların tümünü ayrımcı, ikiyüzlü ve İslamofobik olmakla eleştirdi. Fransa'da Samuel Paty'nin öldürülmesinin ardından yaşanan isyan ve Müslüman ülkelerden Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a, İslam’a ilişkin “krizde olduğu” yönündeki sözleri gerekçesiyle gelen kınamaların ardından konu, Avrupa'nın Müslüman toplulukları içindeki radikalleşmeyi nasıl önleyebileceği üzerine odaklandı.

Türkyılmaz, Avrupa'daki aşırı sağ partilerin yanı sıra Erdoğan'ın propagandasını yaptığı gibi bir "medeniyetler çatışması" görmüyor. Macron'un özellikle Türkiye gibi yerlerden imam ithalatına son verme önerilerini bir dereceye kadar kabul ediyor, ancak Müslüman nüfuslarını daha iyi anlama sorumluluğunun Avrupa devletlerinde olduğunu belirtiyor.

Mevcut durumun, Avrupa'daki devletler ile Müslüman vatandaşları arasındaki uçurumun nasıl düzeltileceğine dair daha derin bir tartışmanın parçası olmasını umuyor.

Türkyılmaz, "Bu, Avrupa'da ciddi ve gerçek bir endişe. Avrupalı liderler sadece bu gruplar hakkında karar vermekle kalmıyor, aynı zamanda kendileri ve ne tür bir Avrupa görmek istediklerine de karar veriyorlar" dedi.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.