TSK’nin ağır silahları ve Başkent'te muhalif siyasetçi-gazeteci avı

Türkiye başkentinde 15 Ocak günü art arda gerçekleşen üç saldırıya birden sahne oldu. İlki Gelecek Partisi (GP) Genel Başkan Yardımcısı ve eski AKP milletvekili Selçuk Özdağ’a yönelik saldırıyı, İYİ Parti çizgisindeki Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu ve CHP çizgisinde yayın yapan KRT TV haber kanalı programcısı Afşin Hatipoğlu’na yönelik saldırılar izledi.

Her üç saldırıda da MHP ve gençlik kuruluşu Ülkü Ocakları iddiaları ön plana çıktı. Daha önce de MHP’yi eleştiren eski MHP’li ya da Ülkü Ocakları üyesi gazeteciler Sabahattin Önkibar, Ahmet Takan, Murat İde, Yavuz Selim Demirağ benzer şekilde evlerinin önünde beyzbol sopalarıyla veya silah tehdidi ile Ankara ve İstanbul’da saldırıya uğramışlardı.

GP kurucularından eski AKP milletvekili ve MKYK üyesi Ayhan Sefer Üstün’ün Sakarya’daki evi de bir ay kadar önce kurşunlanmıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu saldırılara en çok hedef olan isimlerin başında geliyor. Ana muhalefet lideri geçen yıl Çubuk’ta katıldığı şehit cenazesi sırasında saldırıya uğrayarak linç edilmek istendi. Sığındığı ev kuşatılarak yakılmaya çalışıldı. Daha önce de CHP lideri TBMM’de grup toplantısına giderken yumruklu saldırıya uğradı. Yine katıldığı bir başka şehit cenazesinde de polislerin, güvenlik güçlerinin, cenazeye katılan bakanların, vali ve emniyet müdürünün, genelkurmay başkanının önünde Kılıçdaroğlu’na mermi atıldı, cenazeye gönderdiği çelenk parçalandı.

Ana Muhalefet liderine yönelik saldırılar ve linç girişimlerine ne Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ne de Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’den geçmiş olsun ya da kınama mesajı gelmediği gibi, Bahçeli adeta saldırıyı övercesine CHP liderini suçladı ve şehit cenazesinde ne işinin olduğunu sorguladı.

GP’li Selçuk Özdağ’a yönelik saldırı öncesinde ise gerek Özdağ, gerekse GP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu MHP ve Bahçeli’ye yönelik oldukça sert ifadeler içeren açıklamalar yapmışlardı. Davutoğlu, Bahçeli’ye herkesi darbecilikle ve teröristlikle itham ederken 17-25 Aralık 2013’teki rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarını neden geçiştirdiğini, bu operasyonlara verdiği desteği sordu. O dönemde saatini 17:25’e ayarladığını ve Erdoğan hakkında dile getirdiği suçlamaları hatırlattı.

Özellikle AKP’den kopan Davutoğlu ve DEVA Partisi’ni kuran Ali Babacan son dönemde Erdoğan ve AKP’ye, Cumhur İttifakı’na, MHP’ye dönük eleştirilerinin dozunu yükseltmeye başlamışlardı. AKP’nin içinden gelen iki isim AKP’nin kuruluş değerlerini ve hedeflerini yitirdiğini, rant-rüşvet-yolsuzlukların sıradanlaştığını öne süren Babacan ve Davutoğlu aynı zamanda Tek Adam yönetimine ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne de karşı çıkıyor. Güçlendirilmiş parlamenter sistemden yana olduklarını beyan ediyorlar.

Ankara saldırılarının bir gün öncesinde de yine MHP lider Bahçeli, Halk TV, Habertürk, KRT TV gibi kanalları sert şekilde eleştirerek adeta hedef göstermişti. Art arda gerçekleşen saldırıların Bahçeli’nin bu açıklamalarının hemen sonrasında gerçekleşmesi bu açıdan saldırıların ardında MHP ve Ülkü Ocakları’nın olduğu kanısını güçlendirdi. AKP ve MHP dışında hemen tüm siyasi partilerin genel başkanları, milletvekilleri, yöneticileri saldırılar için kınama-geçmiş oldun mesajları yayınladı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, Selçuk Özdağ’ı, Orhan Uğuroğlu’nu ve KRT programcısı Afşin Hatipoğlu’nu telefonla arayarak geçmiş olsun dedi.

İktidar ittifakındaki suskunluk bir anlamda saldırılara onay ve destek şeklinde yorumlanırken tek çıkış bir süre önce Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyeliğinden istifa eden, AKP kurucusu, eski meclis başkanı, başbakan yardımcısı Bülent Arınç’tan geldi.

Bir süre önce Erdoğan’ın reform vaatlerini desteklemek için yaptığı açıklamalarda Demirtaş ve Kavala’nın uzun tutukluluk sürelerini eleştiren, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini savunan Arınç, MHP lideri Bahçeli’nin sert tepkisiyle karşı karşıya kaldı. Ardından Erdoğan da Bahçeli’ye destek verince Arınç YİK’teki görevine devam edemeyeceğini belirterek istifa etti. Bülent Arınç, Selçuk Özdağ’a yapılan saldırının sonrasında paylaştığı mesajda saldırıdan büyük üzüntü ve endişe duyduğunu söyledi. Örtülü ifadelerle MHP’yi ve Bahçeli’yi ima eden Arınç şunları ifade etti:

"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılarak bu gözü dönmüş saldırganların bir an önce yakalanması ve hak ettikleri cezalara çarptırılmasını bekliyorum. Aynı şekilde bu kişileri suça azmettiren ve hedef gösterenlerin de sıfatları konumları isimleri kim olursa olsun asli failler gibi yargılanması gerekir. Selçuk Özdağ bu tür insanların hedef gösterdiği siyasetçilerden sadece birisidir. Allah ülkemizi, siyasetçilerimizi ve tüm masum insanları kötülerin şerrinden korusun"

İktidarın reform söylemleriyle baskıları artırma girişimlerini eş zamanlı olarak yürüttüğü ve muhalefete terör-darbecilik suçlamalarını artırdığı bir aşamada gerçekleşen bu saldırılar, siyasi kulisleri dalgalandırdı. Kulislerde; “artık tehditlerin fiziki şiddete, muhalif siyasiler ve gazetecilerin doğrudan hedef alınarak gözdağı verilmesi aşamasına geçildiği” şeklinde yorumlandı. CHP lider Kılıçdaroğlu da saldırıları “sistematik ve planlı’ olarak nitelendirdi.

Tam bu olaylar öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 6 Ocak’ta resmi gazetede yayınlanan bir kararla yapılan yönetmelik değişikliğine dikkat çekilerek, söz konusu değişikliğin baskıların artırılacağının işareti olduğu öne sürüldü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan 3374 sayılı kararla ‘Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği' değiştiriliyor. Yönetmelikte ‘taşınır mal’ silah, araç, mühimmat, askeri teçhizat, malzeme vs. olarak tanımlanıyor.

Yönetmelik değişikliğiyle, milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda TSK, Emniyet ve MİT'in taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredebilmesinin önü açılıyor.

Yine yönetmeliğe eklenen bir madde ile de ‘Taşınır mal işlem belgesi düzenlenmeyecek malların’ Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca uluslararası anlaşmalara dayanılarak dost veya müttefik ülkelere ve bu ülkelerde bulunan kamu veya özel nitelikli kurum ve kuruluşlara mal ve hizmet yardımı olarak verilmesine imkân sağlanıyor.

Yönetmelik değişikliği ile ilgili tartışmalar daha çok TSK elindeki ağır silahların, zırhlı araç, tank, füze, roket atar, Silahlı ve Silahsız İnsansız Hava Araçları’nın (İHA-SİHA) saldırı helikopterleri vb. araçların gerektiğinde toplumsal olaylara müdahale için polise, emniyet teşkilatına devredilmesi üzerinde yoğunlaşırken, aynı işlemlerin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) için de geçerli kılınması dikkat çekiyor.

Her ne kadar söz konusu taşınır mal (silah, araç, gereç, teçhizat, mühimmat, ağır silah, tank, top, füze, roket, İHA-SİHA, bomba vb.) devrine ilişkin olarak milli güvenlik, toplumsal asayiş, toplumsal olaylar, terör olayları vb. gerekçeler sıralansa da kapsam ve sınırlarının belirsiz olması endişe verici olarak nitelendiriliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güvenlik Politikaları Başdanışmanlığı’nı yürütürken geçtiğimiz yıl ‘Mehdi gelecek, ortamı ona göre hazırlamalıyız’ sözlerinin medyaya sızması üzerine istifa eden emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu ve başkanı olduğu Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi’nin (SADAT) suikast, kontrgerilla ve gayrınizami harp eğitimi verdiği haberleriyle eş zamanlı olarak gerçekleşen yönetmelik değişikliği bu açıdan da dikkat çekici bulunuyor.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Merkez Yönetim Kurulu’na (MYK) sunduğu Haftalık Değerlendirme Raporu’nda bu konuyu da ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik-demokratik reform vaatlerinde bulunduğunu hatırlatan Toprak, “Bu yönetmelik değişikliği hangi amaca yönelik olarak yapıldı? İktidarın ekonomik-demokratik reformlardan söz ettiği bir süreçte, Cumhurbaşkanı kararıyla TSK silahlarının polise, MİT’e devrinin, toplumsal olaylara müdahalede bu ağır silahların kullanılmasının arkasındaki gerçek niyet nedir? TSK silahlarının, yurt dışına gönderilmesinin yolunu açan, normal şartlarda görevi istihbarat toplamak olan MİT, görevi kapsamında olmayan toplumsal olaylara müdahale için neden TSK'nin araç ve silahına ihtiyaç duyacak?” dedi.

MİT’e verilen dost ve müttefik ülkelere bedelsiz-belgesiz silah transferi yetkisinin sorgulanması gerektiğini kaydeden Erdoğan Toprak yönetmelik değişikliğinin yeni ‘MİT TIR’ları operasyonları’ için zemin hazırlama amaçlı olduğu düşüncesinin akla geldiğini söyledi.

Toprak, düzenlemelerin kapsamının, sınırlarının, amacının tam olarak belirgin şekilde çizilmemiş olmasının ‘dikkat çekici ve endişe verici olduğunu’ kaydederek, bedelsiz-belgesiz silah aktarımının bir yanıyla devlet eliyle kötü niyetli silah kaçakçılığı organizasyonları tarafından da büyük bedeller karşılığı kullanılabileceğini ifade etti.

TSK'nin envanterindeki ağır silah-araç-mühimmatların muharebe amaçlı, harp sistemleri olduğunu vurgulayan Toprak raporunda; “Ancak bir savaşta kullanılabilecek bu silahlar ve sistemlerin toplumsal olaylara müdahale gerekçesiyle, polise, MİT’e devrine imkân sağlanmasının kaygı verici, ülkenin toplumsal huzurunu, barışını, kardeşliğini yaralayacak, tehdit edecek sonuçları olabilir” görüşünü dile getirdi.

İktidarın önüne geleni teröristlik, terör örgütleriyle bağlantılı, terörle ‘iltisaklı’ diye suçladığını anımsatan Toprak “Cumhurbaşkanının ‘Onlar öğrenci değil terörist’ dediği Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine polis TSK’den devralacağı ağır silahlarla, tanklarla mı müdahale edecek?” diye sordu. Toprak; “Toplumsal barış ve huzur için İktidarı uyarmak, yurttaşları da gelişmeler karşısında duyarlı olmaya çağırmak isterim” dedi.

Muhalefet sözcüleri ve milletvekillerinin gündeme getirdiği değerlendirme ve eleştirilere, ortaya atılan sorulara ise iktidar kanadından yanıt verilmedi. O nedenle yapılan yönetmelik değişikliğinin gerçek amacı ve gerekçesi merak ediliyor, tartışmalar devam ediyor. Başkentte gündüz vakti peş peşe gerçekleşen siyasetçi-gazeteci saldırıları da bu kaygı ve endişeleri artırıyor.      

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.