Sorunlu muhalefetin sorunları

Mutabık olunan nokta Türkiye’nin bir felakete doğru gittiğidir. Fakat düşüncelerin ayrıştığı nokta ise, bu gidişata sebep olan tarihsel gelişmenin yorumu.

Ağır basan düşünce, yaşananları, AKP-MHP faşist diktatörlüğüyle sınırlandırıyor. 1924’ten günümüze kadar kesintisiz süren ırkçı, dinci faşist uygulamalar “geçmiş geçmiştir’’ mantığı sonucu mu, yoksa egemen ulus duygusu sonucu mu bilinmez, sorgulanmıyor. 

Sanki Ermeni, Kürt, diğer etnik ve inanç kimlik mensuplarının soykırım ve katliamı bu ülkede ve bu devletin denetiminde gerçekleşmemiş gibi. Sanki Kürtlere karşı imha savaşını yürüten uzaylılar.

Devletin suç vesikası sorgulanmadan, bütün kötülüklerin bugün iktidarda olanların tasarrufuna bağlamak ne sorunu çözüyor, ne de muhalefet denen kesimin önüne koyduğu engelleri ortadan kaldırıyor. 

Türkiye’de Demokrasi cephesinin oluşmaması, demokrasi kültürü ve toleransın gelişmemesi, ırkçılık ve tekçiliğin tavan yapması, Türk aydın ve muhalefet adına ortaya çıkan siyasilerin, sorunlara oportünist ve yüzeysel yaklaşımlarının da bir sonucu olduğunu unutmamak gerekiyor.

Muhalefet kimliğiyle ortaya çıkan partilerin tarihsel suç arşivindeki vesikası ketum tutulup, sorgulanmadıkça, toplum, Devlet ve onun savunucularının amaçları hakkında bilgilendirilmedikçe, toplum ve siyaset hep geri viteste hareket edecektir . Ayrıca bu yapılmadığı içindir ki, CHP 100 yıldan beri ya  Türkiye’nin iktidarı, ya da ‘Sosyal Demokrat(!)’ muhalefetidir.

AKP-MHP çetesine yöneltilen eleştiri okları, bir anlamda esas suçluyu, yani kast örgütü olarak ortaya çıkan devleti, onun bekası için mücadele eden diğer partileri ve ırkçı zihniyetin bütün dayanaklarını koruyor ve görünmez kılıyor.

İktidar ve muhalefet iç ve dış politikada aynı programı savunur. Farklılık olarak algılanan dalaş, birinin iktidar, diğerinin muhalefet olmasından kaynaklı. 

AKP-MHP, dış politikasını Suriye, Irak, ve Libya’da savaş, Yunanistan’a karşı savaş tandansı bir söylem üzerinden yürütüyor. CHP ve “Millet ittifakında’’ yer alan bütün partiler bu politikanın destekçisi. Hatta yer yer bir adım ileride… 

İktidarı geri adım atmakla (Oruç Reis sismik araştırma gemisinin geri çekilmesi gibi) suçluyorlar... Erdoğan rejimi karşısında oluşan devasa AB cephesine karşı atılan geri adımı Kılıçdaroğlu, “O zaman S-400’leri aktive edin’’ diyerek Erdoğan-Bahçeli ikilisinden daha ilerde, savaş şahinliğini yapıyor.

Kürtlere karşı yürütülen imha politikasında iktidar ile muhalefet hem fikir. Afrin işgaline Kılıçdaroğlu’nun tepkisi, ‘’Bin Afrin'i bir Mehmetçiğe kurban etmem’’ olmuştu. Yani CHP’nin karşı olduğu Efrin’in işgaliyle Suriye’ye karşı savaş ilan edilmesi ya da Kürtleri imhasına tepki değil, bu işgalci harekatta askerinde ölebileceğine idi.

İktidarla muhalefetin diğer önemli bir fikirdaşlığı da, Erdoğan-Trump üzerinden yürüyen ABD-Türkiye ilişkilerini sorgulanmaz görmesi. 

Erdoğan-Trump ilişkileri her ne kadar aile çıkarlarına dayalı sürüyorsa da, bu ilişkinin harcını  oluşturan önemli ortak bir yan daha var. O da iki liderin ve sistemlerinin ırkçı olması. Millet ittifakı ve CHP’nin değinmediği iktidarın tabularından biride bu. Türkiye muhalefeti, daha doğrusu CHP ve ortakları bu konuya  hiç değinmezler. Şayet iktidarı ele geçirirlerse Ermeni soykırımı, Kürt soykırımı, Suni inanç mensubu ve Türk olmayanlara karşı işlenen katliamları örtbas etmek için ırkçı lider ve sistemlere ihtiyaçları olacağını biliyorlar.

Muhalefet sıfatıyla ortaya çıkan kesim, bırakın Osmanlı dönemini, Türkiye cumhuriyeti tarihinde devlet eliyle ve planlı gerçekleştirilen soykırım ve katliamlarla yüzleşmeye, işlenen insanlık suçlarını  ifşa ederek geçmişi sorgulama, demokrasi, özgürlük ve eşitlik temelinde yeniyi inşa etmeye aday değildir. 

Bu niyetleri olmadığı için, mevcut iktidarın içerde ırkçı politikasını, dışarda ırkçı Lider ve sistemlerle olan ilişkisini görmezden geliyorlar. Buna kendilerinin de bir gün ihtiyaçlarının olacağı zihniyetiyle hareket ediyorlar. 

Uluslararası camia, Türkiye- Libya ilişkilerini şu sıralar, Türkiye-IŞİD ilişkisi olarak ele alıyor. Türkiye’nin Libya’ya taşıdığı teröristler arasında ortaya çıkan çekişmeler sayesinde, IŞİD Türkiye’nin Libya’ya taşıdığı terör örgütü kimliğiyle gündemde.

Erdoğan-Trump ilişkilerinin hangi kirli hesap ve kirli iş dünyası çevreleriyle örüldüğü, Aubrey Belford ve Adam Klasfeld tarafından “Oligarklar ve Watergate: Trump’ın Türkiye Aşkının Arka Yüzü” başlığıyla, Courthouse News’te yayınladı. Bu araştırmanın Türkçesi Ahval’in 20 Eylül tarihli sayısında manşetten verildi.

Hakan Demiray Ahval’deki köşe yazısında, Türkiye’de “Derin Devlet’’ ilişkilerini sorgularken, esasında İktidar ve muhalefette olan devlet partilerini de sorguluyor ve Türkiye’de değişimin neden mümkün olmadığının politik portresini çiziyor.

Demiray, “Erdoğan’ın direnç odaklarını etkisizleştirme ve iktidarını güçlendirmedeki başarısının ardında yatan kilit unsurlardan birinin, ülkedeki çeşitli gizli ağları kontrol etme ve onları kendi saflarına çekmedeki (cooptation) başarısı olduğunu söylemek mümkün. Burada sözü edilen gizli ağları; yeraltı örgütleri, gizli topluluklar, yasadışı veya karanlık ağlar olarak tanımlayabiliriz. Bunlar, toplumsal ve siyasal yaşamın gizli alanlarında faaliyet gösterirler, üyeleri toplumun geri kalanı tarafından bilinmez ve flu amaçları vardır. Üyeleri, bağlantılarını gizli tutar ve örgütsel faaliyetlerini gizler. Bu ağlar bazı durumlarda o kadar belirsiz bir şekilde etkinlik gösterirler ki, gerçekten var olup olmadıklarını söylemek bile mümkün olmayabilir’’ diyor.

Kürtlere karşı yaygınlaştırılan imha savaşı, Alevi, demokrat, liberal, solcu, gazeteci  ve akademisyenlere karşı uygulanan susturma politikası ve yüzyıllara varan hapis cezası, Demokrasi, özgürlük ve insan haklarından yana olanların terörist ilan edilmesi gibi rutin uygulamaların neden bu kadar rahat uygulanabildiği, H. Demiray’ın verdiği örneklerle daha iyi anlaşılıyor. Millet İttifakının bu gidişata tepkisi(!) ise, “ne şiş yansın ne de kebap’’  mantığı. 

Muhalefet sorunlu, çünkü iktidar kadar ırkçı, iktidar kadar tekçi ve iktidar kadar demokrasi karşıtı. Yüksek nitelikte sorunlu olan bir muhalefetin yenilik ve değişime öncülük etmesi mümkün değil. Şu anki iktidar-muhalefet çekişmesi, 1947 tarihinden(çok partili döneme geçiş)beri kendisini tekrarlayan devletin rutin senaryosu.

Türkiye’yi demokrasi dünyasına taşımanın yolu, devletin ırkçı kuruluş felsefesi ve yüzyılda işlenen insanlık suçlarıyla yüzleşmekle mümkündür.

CHP bu iradeden doğası gereği çok uzak ve karşı pozisyonda. Geriye ‘Millet ittifakı’ içindeki Liberal, Demokrat, sosyal Demokrat, Milliyetçi Demokratlar ve gerçek dindar çevreler kalıyor. Türkiye’de Demokrasi muhalefetinin mümkün olamayacağı  sorusu, ırkçı partiler içine hapis olmuş çevrelerin, kendisini yutan, esir alan ırkçılık zırhını kırma cesareti gösterip gösteremeyeceğine bağlı.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.