İki generalin emekli edilmesi ve ipliği pazara çıkan ‘Fetömetre'

Geçtiğimiz hafta içinde gazeteci Müyesser Yıldız, TSK’den üç generalin olağandışı biçimde “ihraç” edilmesine ilişkin bir haber duyurdu. Yıldız’ın, askeriye içindeki haber kaynaklarından edindiği anlaşılan bilgilere göre, Kara Kuvvetleri’nden bir tuğgeneral, Hava Kuvvetlerinden ise bir tümgeneral, haklarındaki “Fetö” suçlaması nedeniyle TSK’den çıkartılmıştı. 

Çıkartılma işlemi, nedendir bilinmez, bilindik katı usuller yerine nazikçe “emekliliklerinin istenmesi” yoluyla olmuştu. (Yolsuzluk iddiaları nedeniyle emekli edilen diğer general ise bu yazının –şimdilik- konusu değil.)

Her hafta yapılan savcılık operasyonlarıyla yüzlerce subay ve astsubayın “Fetö” suçlaması nedeniyle gözaltına alınmasının artık olağanlaştığı bir toz bulutu içinde, bu iki generalin “ihracının” üzerinde özellikle durulmayı hak eden gelişmeler olduğunu düşünüyorum.

Zira bu iki “ihraç” vakası, artık neredeyse “olağanlaştırılan” ve kamuoyunun başından beri pek de umursamadığı “TSK’de Fetö gözaltıları”nın aslında ne kadar da “keyfi kanaatlerle” yürüyen, at izlerinin it izlerine belki de kasten karıştırıldığı eylemler olduğunu ortaya koydu. 

Bununla da kalmadı, “Fetömetre” denilen o pseudo-modern (askerlerin o çok sevdiği türden bir modernlik) “keyfi fişleme algoritmasının” da ipliğini pazara çıkardı.

Yıldız’ın haberinin ardından, dün, “muhalif” (!) Sözcü gazetesinden Aytunç Erkin, eski askeri hakim Ahmet Zeki Üçok’un (bundan sonra ismini A.Z.Ü. olarak anacağım) konuyla ilgili değerlendirmelerine yer verdi.

Bağlısı ve sözcülerinden biri olduğu kanadın görüşlerini yansıtması bakımından önemli sayılması gereken değerlendirmelerine geçmeden önce A.Z.Ü.’nün kim olduğunu hatırlayalım. 

“Balyoz bir darbe planlaması ise bunun bütün sorumluluğu bana aittir” diyen emekli orgeneral Çetin Doğan’ın yeğeni. Sahte çürük raporu yargılamalarında 2018 yılında “yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” suçundan 10 ay hapis cezası alan bir hükümlü. 

Daha da önemlisi, A.Z.Ü. TSK’deki fişlemelerin baş aktörlerinden biri. Kendisi bu fişlemeleri eski korgeneral Metin İyidil’in geçen ay yapılan yargılamasında hakim karşısında şu sözlerle itiraf etmişti:

“Hapse girdiğimizde Hasdal Cezaevi'nde FETÖ kumpaslarında tutuklanmış 367 arkadaşımızla ortak bir akıl oluşturarak, bu süreçte kimlerin olabileceği konusunda çalışmalar yaptık. Örneğin aynı yerde çalışan üç arkadaştan ikisi FETÖ kumpasıyla tutuklanmış, biri Cumhurbaşkanı yaveri olmuş. Biz TSK mensupları olarak çok dar bir alanda birlikte yaşarız. Bunun verdiği bilinirlikle arkadaşlardan hangisinin FETÖ üyesi olduğunu veya başka cemaatten, Atatürkçü, milliyetçi, MHP'li biliriz. Hapisteki ortak akılla, TSK'daki FETÖ'cü olduğunu tespit ettiğimiz kişilerin isimlerini liste yaptık. Bunları Savcılık, MSB ve ilgili kurumlara gönderdik.”

İşte söz konusu A.Z.Ü., Müyesser Yıldız’ın duyurduğu iki general ihracı “topuna” girerek Erkin’in çağrısıyla defansa döndü, haberi doğrulamakla kalmadı, olayın kendince bir “şerhine” girişti.

Önce, bilmeyenler için, gelişmeyi hatırlatalım. 

Varan-1: Kara Kuvvetlerinden tuğgeneral Serdar Atasoy, aynı rütbe ile yürütmekte olduğu Malatya 2’nci Ordu’nun harekât başkanlığı görevinden, 2020 atama döneminde Kara Kuvvetleri karargahına İstihbarat Başkanı olarak atandı.

Şimdi burada bir an durarak söz konusu generalin bu son iki görev yerine daha yakından bakalım. Malatya’daki 2’nci Ordu, bilindiği gibi, 2018’de Hulusi Akar tarafından kızağa çekilene kadar 15 Temmuz sonrasının sarayca güvenilir bir generali olarak bilinen orgeneral Metin Temel’in başında olduğu bir ordu. 

Yani Atasoy, uzunca bir süre, bu güvenilir general Temel ile çalışmış. 

2’nci Ordu, öte yandan, hem Suriye’de yürütülen harekatları, hem de PKK’ye karşı yurt içinde yürütülen operasyonları planlayan ve gerçekleştiren birlik. Dolayısıyla Kara Kuvvetleri’nin en aktif, en etkin birimi olduğunu söylemek mümkün. 

İşte tuğgeneral Atasoy, bu en aktif ordu komutanlığının, en aktif, en önemli birimi olan harekat başkanı olarak görevli. Yani “icra”nın başında. Hangi birliğin, nereye, ne zaman, hangi kompozisyonla gideceğini planlayan general. Görev süresi içinde Hulusi Akar’a kameralar önünde Suriye brifingleri vermiş bir asker, Atasoy. 

Yeni atandığı görev yeri ise en az burası kadar, hatta belki daha da önemli. Bütün bir Kara Kuvvetleri’nde istihbaratın başına getiriliyor. İstihbarat ise hem askeri açıdan önemli, hem de konumuz özelinde, “Fetö”ye karşı yürütüldüğü iddia edilen mücadelenin başına getirilmiş oluyor.

Müyesser Yıldız’ın haberine göre Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral Ümit Dündar, Serdar Atasoy’un bu yeni atandığı bu göreve başlamasına, hatta karargaha girmesine bile izin vermiyor. Bununla da yetinmiyor ve kendisini hakkındaki iddialar nedeniyle “emeklilik dilekçesi” vermeye davet ediyor. İddia ise “Fetöcü” olması.

Bu tablo karşısında şu sorular gün gibi ortada duruyor: 

Tuğgeneral Serdar Atasoy hakkında bu “Fetö” şaibesi ne zaman ortaya çıktı? 

15 Temmuz’un üzerinden beş yıla yakın bir zaman geçtiği, bu süre içinde TSK’deki generallerin yarıdan fazlasının, kurmay subayların %80’inin salt adına “Fetömetre” denilen ve Nedim Şener gibi “gazeteciler” tarafından doğruluk ve etkinliği yere göğe konulamayan bir algoritmaya dayanarak ihraç edildiği; ayrıca generaller bir yana, subay atamalarının bile Saray ve MİT denetim ve onayından geçtiği bir düzen içinde, nasıl olmuştu da bir tuğgeneral bu algoritma ve denetimlere takılmadan 15 Temmuz sonrası süreçte önce albaylıktan generalliğe terfi etmiş, sonrasında 2. Ordu Harekat Başkanlığı gibi bir görevi yürütmekle kalmayıp, üstüne bir de Kara Kuvvetleri Komutanlığının İstihbarat Başkanı olarak atanabilmişti?

Varan-2: Emekliliği istenen diğer isim ise Hava Kuvvetleri’nden tümgeneral Kubilay Demir idi. Bu tümgeneral de Serdar Atasoy gibi, hatta ondan çok daha önemli bir görevde bulunuyordu. Demir, 15 Temmuz sonrasında, yüzlerce generalin tutuklandığı, emekli edildiği, işkenceye uğradığı o hengame içinde tuğgeneralliğe terfi ettirilecek kadar güvenilen bir isimdi.

Daha da ötesi bu generale öylesine güvenilmişti ki Hava Kuvvetlerinde tüm ihraç işlemlerinin yapıldığı yer olan Personel Başkanlığına getirilmiş, üstüne üstlük, 2019’da, kendisine duyulan güven devam ediyor olmalı ki bu kez de tümgeneralliğe terfi ettirilmişti. 

Bu başarılı beş yılın ardından ise birden bire, her ne ve nasıl olmuşsa, tümgeneral Demir’in de, tıpkı karacı tuğgeneral Atasoy gibi, fetöcü olduğuna dair “bulgular” ortaya çıkmıştı. A.Z.Ü.nün ve Aytunç Erkin’in bu topa girmesi önemliydi. 

Zira ortalama zekâya sahip herhangi birinin aklına gelebilecek yukarıda açıklanan çelişki ve soruları açımlayacak anlamlı bir takım şeyler söylemeleri umulabilirdi. 

Oysa öyle olmadı.

Sözcü’den Aytunç Erkin, A.Z.Ü.’nün sesine yer verdiği sütununun girişinde, bir el çabukluğu yapıyor ve şöyle diyordu: 
“Örgütün hala general düzeyinde terfi edebildiği ortaya çıktı”. Buradaki “edilgen” gramer sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı. Erkin, nedense, ya adres göstermemek ya da toz bulutunu dağıtmamak için olsa gerek, “edebildiği” diyor. 

Herhalde “otomatik” veya “gaipten” bazı ruhani süreçler söz konusu demek istiyor.

El çabukluğu yapan sadece Erkin değil. A.Z.Ü. da aynı yola başvuruyor: 

“Tuğgeneral Serdar Atasoy 2020 Askeri Şurasında terfi ediyor ve K.K.K.lığı İstihbarat Başkanı olarak atanıyor. Tam bu sırada FETÖ ile iltisakı tespit ediliyor. K.K.K. Orgeneral Ümit Dündar hemen müdahale ediyor ve göreve başlatılmadan emekliye sevk ediliyor.” 

A.Z.Ü. havacı generalle ilgili de şunları söylüyor: 

“Hv.K.K.lığı Personel Başkanı olan Tümgeneral Demir, 2016 yılında tuğgeneral, 2019 yılında da tümgeneral oluyor. Hakkında ankesör soruşturması (mahrem imamlarla görüşme) kapsamında adının geçtiği iddia ediliyor.”

Gerek Erkin gerekse A.Z.Ü. son birkaç yılda “köpeksiz köyde değneksiz gezmeye” alıştıkları için herhangi türden bir akıl yürütmeden yoksun bu ifadelerini Sözcü okurlarıyla paylaşmakta bir beis görmüyor olabilirler. 

Ama A.Z.Ü. ve sözcüsü olduğu arkadaşlarını önce ciddiyete davet etmek ve ardından şunları sormak gerekir:

Pek övündüğünüz ve haksız yere birçok askeri fetö çuvalına koymanıza olanak veren ve düşünme zahmetine girmekten imtina eden hemen herkese yutturduğunuz kutsal fetömetre bir çavuşu bile ıskalamaz ve hapishanelere girmesinin ilk adımı olurken, nasıl oldu da tümgeneral Demir söz konusu olduğunda çuvalladı? 

Nasıl oldu da beş yıl gecikmeyle “tam da o sırada” devreye girebildi. Beş yıl boyunca uyudu mu “kutsal Fetömetre”? 

Algoritmanın neresinde yanlışlık yaptınız? 

Fişlerken, “false/positive” veya  “true-negative” başka yanlışlıklarınız da olmuş mudur? 

Sarayın, TSK’nin, tarikatçı ağların, Perinçekçi ağların, sizlerin ve MİT’in tüm istihbarat ve ihbar olanakları bu denli yürürlükte iken, nasıl oldu da Demir hakkında en azından, “ihraç edilmesine gerek olmamakla birlikte, gözetim altında tutulmalı ve pasif görevlerde istihdam edilmelidir” gibi bir not dahi düşülmedi ve sözde “Fetö” mücadelenizin bel kemiği olan Hava Kuvvetleri Personel Başkanlığı koltuğuna dört yıl boyunca oturtuldu?

 O dört yıl boyunca bu generalin altına imza attığı ihraç işlemlerini sorgulama lüzumu duyacak mısınız?

Bu sorulara cevap vermeden sarf edeceğiniz her kelam lafı güzaftır. 

Ve eğer bu sorulara tek başınıza cevap veremezseniz Nedim Şener’i, yetmezse Ahmet Yavuz ve Mustafa Önsel’i de yardıma çağırabilirsiniz. 

Yavuz belki size “akıl” ve “onur”la başlayan kimi ezbere cümleler kurabilir! 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.