Korona günlerinde ölüm listeleri hazırlamak

Koronavirüs salgını sadece bütün dünyadaki sağlık sisteminin ne derece kötü olduğunu göstermedi. Ayrıca ülkelerin ve sistemlerin ne derece çarpık olduğu da ortaya çıktı.

Şayet bir gününüzü verirseniz neredeyse her ülkenin yerel medyasında çıkan haberlerden az buçuk neler olduğunu öğrenirsiniz.

Kimi ülkelerde küçük ve orta işletmelere ayrılan paralar daha büyük ve politik bağlantıları olanlara gitmiş, görevliler başka ulusların satın aldıkları, kendi havalimanlarında bekletilen maske gibi koruyucu ekipmanlarını bir şekilde havalimanlarından alıp başka yere satmış.

Bunlar dışında, özellikle Batı ülkelerinde nüfus artarken hastane yatak sayılarının yıllar içinde azaldığı, kendi koruyucu ekipmanlarını yapan fabrikaları satıp kapattıkları görülüyor. Zorda kalan kimi yerlerde de bazı devlet memurlarının işe karışmasıyla fırsatçılara paralar kaptırılmış.

Türkiye koronavirüs sürecini görece olarak çoğu ülkeye göre daha iyi atlattı. Ne var ki Türkiye’de varolan sorunlar koronavirüs dönemiyle daha da görünür hale geldi. Ancak sorunları genelde muhalifler gördüğü için hala AK Parti’nin seçmen kitlesi durumdan rahatsız değil. Aksine rahatsız olanlara yönelik tehditlerini arttırıyorlar. 

Son dönemde ülkede bir darbe girişimi olacak söylentisi giderek yaygınlaşıyor. AK Parti yönetimi, gerçekleşmesi halinde bu girişimin de 15 Temmuz gibi bastırılacağından söz ediyor. Partinin taraftarları ise listeler hazırladıklarını, silah depoladıklarını ve bu sefer olayların daha kanlı biteceğini ifade ediyor. Üstelik geçen hafta televizyonda yayınlanan bir röportajda yapılan listelerin komşulara kadar indiği anlaşıldı. 

Türkiye’nin bir iç savaşa doğru yol aldığını görmemek için kör olmak gerek. Anketlerde AK Parti’ye yönelik desteğin eridiği görünse de özellikle iktidarın nimetlerinden yararlanan belli bir kesimin demokratik seçimlerin sonucunu kabul etmeyeceği, hatta seçimlere gitmeden sürekli iktidar için bazı denemelere kalkışacağı anlaşılıyor.

Esasında Türkiye tarihine baktığımız zaman karşımıza her zaman listeler çıkar. Bunların en bilinenlerinden biri 1990’lardaki “kirli iç savaş” dönemi Kürk iş insanlarına yönelik olandı. Susurluk kazası sonrası anlaşılmıştı ki bürokrasinin üst kısmında PKK’ya yardım edenleri içeren bir liste hazırlanmış ve yüksek miktarda ödeme yapmayan iş insanları kaçırılıp öldürülmüştü. Bu liste uzun yıllar boyunca kabul edilmese de sonrasında Jandarma Genel Komutanlığı’ndan çıkmıştı. 

Ergenekon davası sırasında da bazı listelerden bahsedilmişti. Bu listeler de bir darbe olması halinde tutuklanıp stadyumlarda tutulacak olan binlerce kişinin isminden oluşuyordu. 

Görünen o ki, AK Parti hükümeti de geçmiş hükümetlerin düştüğü hataya düşüp kimi listeler hazırlamaya başlamış. 
Listelerin çizgi roman dünyasında da kendilerine ait bir yeri vardır ama Türkiye’de son dönemde konuşulanlara en yakın olan hiç şüphesiz Mike Richardson ile Chris Warner’ın Dark Horse Comic’ten çıkan X’tir. 

‘X’ olarak bilinen, sadece tek gözü açık bir maske takan ve maskeyi de asma kilit ile boynuna bağlayan bir kişi Arcadia şehrinde yozlaşmış politikacıları, polisleri, iş insanlarını ve mafya üyelerini öldürmektedir. X’in kurbanları öldürülmeden önce üstlerine çarpı atılmış bir fotoğraflarını almaktadırlar. Alınan fotoğraftaki tek çizgi uyarı iken çarpı ölüm anlamına gelmektedir. 

Richardson ile Warner’ın karakteri başlangıçta Batman’i andırsa da ondan, özellikle öldürme ve kan dökme konusunda farklıdır. Hatta daha çok Finlandiya’nın ilk süper kahramanı olan Jesse Haaja’nın yarattığı Rendel’e benzemektedir.

Fakat, X de Rendel de komşularını veya muhalif düşüncedeki kişileri listelerine alıp öldürmezler. Onlar her zaman suçluların ve yozlaşmış kişilerin peşindedirler. Oysa Türkiye’de durum giderek iktidara karşı ola her kişinin ölüm listelerinde olacağına benziyor. 

Koronavirüs tüm dünyaya zor günler yaşatıyor. Ülkelerin ve sistemlerinin çarpıklığı dışında evde kalan, dışarıya çıkamayan insanların bir kısmı da giderek ya pesimist ya da sinirli oluyor. Dünyanın bir daha eski haline dönmesini kimse beklemiyor. Bundan sonra “yeni normal” denen bir şekilde yaşayacağız. 

İlk başlarda zor da olsa insanlık bir şekilde bu yeni döneme de ayak uyduracaktır. Ancak muhaliflere yönelik baskıların arttırılıp, ölüm listelerine dahil edildiği dönemler hiçbir zaman yeni normal kabul edilmez. Bu düşünceler ile ayakta kalmaya çalışan yönetimler salgın hastalıklar gibi her daim kaybetmeye mahkumdur.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar