İktidar ve AKP’de çatlaklar, muhalefette ise seçim güvenliği endişesi artıyor

Yargıtay’ın, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’ya verilen hapis cezalarını onaması ve siyasi yasak getirmesi hem iktidar cephesinde hem de muhalefette farklı nedenlerle endişeye yol açtı.

AKP içinde Kaftancıoğlu kararının ‘emsal’ olması ve olası iktidar değişikliğinde geçmişte yapılan açıklamalar, sosyal medya paylaşımları nedeniyle aynı süreçleri yaşama ihtimali tartışılırken, muhalefette ise hızlandırılmış yargı süreçleriyle siyasi yasak getirilecek isimlerin artması, parti örgütlerinin, kadrolarının, il-ilçe yöneticilerinin, sandık müşahitleri ve seçim sandıklarında görevlendirilecek partililerin, seçim yaklaşırken yargı eliyle, etkisizleştirilmesi ihtimali değerlendiriliyor.

CHP Genel Merkezi, 16 Mayıs Pazartesi günü önce parti kurmayları ve Merkez Yönetim Kurulu’nun (MYK) saat 11.00’de yapacağı toplantıda bu süreci ele alacak. Ardından Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’da ‘olağanüstü’ toplantıya çağrılan Parti Meclisi (PM) üyelerine MYK’nın değerlendirmelerini, önerilerini içeren rapor sunularak tartışmaya açılacak.

Saat 13.00’da toplanacak PM gündeminin ikinci maddesinde; “Son siyasi gelişmeler ve iktidarın artan antidemokratik ve hukuk dışı tutumu ışığında, seçime dönük siyasi, örgütsel ve seçim güvenliği hazırlıkları” ele alınacak.

İktidar ittifakının TBMM’den geçirdiği seçim yasası değişikliklerinde yer alan, sandık görevlileri ile ilgili bir dizi yeni kriter muhalefet partilerinin sandık temsilcilerinin iş birliğini zorlaştırmayı hedefliyor. Özellikle yeteri kadar sandık kurulu üyesi bildirmekte sıkıntı yaşayabilecek küçük partilerin yerine diğer muhalefet partilerinden sandık müşahidi ve gözlemci görevlendirilmesi, her üye için yazılı ve ıslak imzalı onaya bağlanıyor.

2024’e kadar görev yapacak en kıdemli hâkim başkanlığındaki il ve ilçe seçim kurullarının üç ay içinde lağvedilerek, yerlerine birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından kurayla kurul başkanı ve üye seçilmesini öngören değişikliğin hedefi apaçık.

15 Temmuz 2015 darbe teşebbüsünden sonra yargıdaki büyük tasfiye sonrasında, olağanüstü hâl sürecinde çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle büyük bölümü AKP örgütünde, il-ilçe teşkilatlarında görev yapmış, avukat kökenli 16 bin dolayında yeni hâkim ve savcı alımı yapıldı. Bu hakimlerin önemli kısmı aradan geçen 6 yıllık hizmetleri süresinde birinci sınıfa ayrıldı.

Son olarak Gezi davasında Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, diğer sanıklara 18 yıl hapis cezası ve tutuklama kararı veren mahkeme heyetindeki üç hâkimden birisi karara itiraz ederek şerh koyarken, ikiye bir oy çokluğuyla alınan mahkûmiyet kararına imza atan diğer iki hâkimden birisinin AKP üyesi ve daha önce AKP’den milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıktı. AKP’nin de ‘müdahil’ olarak katıldığı davada mahkûmiyet kararı veren iki hâkimden birisinin AKP’li olmasının kararı hukuken sakatladığı, bu hâkimin davadan çekilmesi gerektiği dile getirilmesine karşılık, itirazlar dikkate alınmadı. Şimdi muhtemelen bu hâkim aynı zamanda birinci dereceye ayrılmış ağır ceza hâkimi olduğu için kurayla İstanbul’daki seçim kurullarında görev yapacak.

CHP, bu değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) dava açtı. Ancak davanın ne zaman AYM gündemine alınacağı bilinmiyor. Şayet seçime kadar dava ele alınamazsa ve bir yürürlüğü durdurma ya da iptal kararı verilmezse bu değişiklilerle seçime gidilecek. Bu durumda seçim ve sandık güvenliği, oyların sayımı ve korunması, itirazların il-ilçe seçim kurullarında karara bağlanması hayati önemde olacak.

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde AKP’nin itirazlarıyla oylar defalarca yeniden sayıldı. AKP adayı Binali Yıldırım ‘oylarının çalındığını’ iddia etti. İstanbul seçim sonuçları bir ayı aşan gecikmeyle açıklandı ve en kıdemli hâkim başkanlığındaki il seçim kurulu Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını ilan ederek mazbatasını verdi. Bu kez Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itiraz eden AKP’nin başvurusunda YSK, oy çokluğuyla tarihinde örneği görülmemiş bir karara imza atarak, aynı zarfta kullanılan üç oyu geçerli, başkanlık için kullanılan oyu geçersiz sayarak seçimin yenilenmesine karar verdi.

Şimdi değiştirilen seçim yasasıyla bu itirazların ve sandık kaosunun katlanarak artması kaçınılmaz. CHP PM’nin ana gündem maddesi muhalefetin bu konudaki endişesini ve önlem arayışını yansıtıyor.

Seçim yasası değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından toplanan altılı masadaki parti liderleri de yaptıkları ortak açıklamada, seçim ve sandık güvenliği konusunda iş birliği ve bu doğrultuda ortak çalışma kararı almıştı. Kılıçdaroğlu’un sürpriz SADAT ziyareti ve burada yaptığı açıklamada ‘terörist, suikastçı, paramiliter eleman yetiştirmekle’ suçladığı SADAT’ı seçim güvenliği konusunda yaşanabilecekler için şimdiden hedef göstererek itham etmesi, siyasi kulislerde muhalefete ‘bazı ihbarlar ve duyumlar ulaştığı’ şeklinde yorumlandı. 

Muhalefet cephesi Yargıtay’ın Kaftancıoğlu kararıyla siyasi yasak ve sandık güvenliğini öncelikli gündem olarak ele alırken, AKP cephesinde ise Kaftancıoğlu kararının ‘kime yaradığı’ konusu iç tartışmalara ve görüş ayrılıklarına neden olmuş görünüyor. AKP Sözcüsü Ömer Çelik tepkileri eleştirirken muhalefetin yargının siyasi talimatla karar verdiği iddialarını da ‘hemen Sayın Cumhurbaşkanını ve AKP’yi etiketliyorlar’ sözleriyle yanıtladı. Ancak siyasi yasağı savunmaktan kaçındı. AKP kurucularından Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik gibi isimler de Yargıtay kararının hukuki olmadığını belirterek itiraz ederken eski bakan ve AKP üst kurul delegesi Hüseyin Çelik ‘Yargı kimsenin tetikçiliğini yapmamalı’ sözleriyle tepkisini daha da sertleştirdi.

Bir yandan da AKP kulislerinde Yargıtay’ın çok ince hesaplarla karar verdiği, Kaftancıoğlu’un hem hiç hapis yatmayacağına hem de görevine devam edeceğine dikkat çekilerek kararın asıl hedefinin AKP ve Erdoğan olduğu, siyasal ve toplumsal tepkilerin kendilerine yönlendirildiği öne sürülüyor. AKP içinde çatlak ve tartışmalara yol açan Yargıtay kararının yanı sıra bir başka çatlak Erdoğan’ın izlediği anlık değişen dış politikada yaşanıyor.

Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu tarafından doğrudan darbe teşebbüsünün finansörü olarak suçlanan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile normalleşme sürecimi ‘BAE bize teslim oldu’ diye yorumlayan AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan’a tepki ve yalanlama parti sözcüsü Ömer Çelik’ten geldi. Özkan’ın BAE ifadelerini reddeden Çelik ‘Partimizin görüşlerini yansıtmamaktadır’ dedi. Ardından AKP kulislerine AKP yönetiminin Cahit Özkan’ın grup başkanvekilliğinden istifasını istediği söylentileri yayıldı.

En sıcak ve derin çatlak ise Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda ortaya çıktı. Erdoğan, Cuma namazı çıkışında bu iki ülkenin PKK’ye yardım ettiklerini, teröristlerin misafirhanesine döndüklerini, Türkiye’ye silah satış yasağı uyguladıklarını belirterek NATO üyeliklerine olumlu bakmadığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın ise; “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kapıyı kapatmadık. Müzakereye hazırız!” dedi.

ABD ve NATO’dan peş peşe yapılan açıklamalarda Erdoğan’ın itirazlarının ele alınacağı ve Türkiye’nin ‘ikna edileceği’ ifade ediliyor. İktidarın ‘Bremen mızıkacılarını’ andıran, her kafadan bir sesin çıktığı, Cumhurbaşkanı ve bakanların yanı sıra AKP yöneticilerinin farklı konularda birbirini yalanladığı görüntüsünden ötürü ciddi sıkıntılar ve baskılarla karşılaşması büyük ihtimal.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.