Ahval’den: 'Gerçeklerin pusulası' olarak 2021’de de yanınızdayız

Sevgili Ahval okurları, izleyici ve dinleyicileri,

Kabus gibi bir yıl yaşadık. Önüne çıkanı silip süpüren bir fırtına gibi geçti 2020’nin günleri. Her gün içinden çoğu acı dolu yüzlerce hikaye doğuran ülkemizde çok daha yoğun hissedildi umutsuzluğun boyutları.

Son günlerde yazılarımızda, video ve podcast’lerimizde olabildiğince ele aldık geride bıraktığımız yılın “posa”sını. Ocak’tan itibaren her tarafa yayılan salgın, 2020’ye zaten ekonomideki bozulmanın derinleştirdiği sistem kriziyle ayak basmış olan Türkiye’nin dertlerine dert ekledi. 

Başka deyişle, ülkenin “işletim sistemi”ni tepeden tırnağa yozlaştırmış, azgın “iktidar virüsü”ne COVID-19 virüsünün de eklenmesiyle, işlerin iyice kontrolden çıktığı, yönetimin iyice kapalılaştığı, ve uygulamaların sertleştiği bir sürecin güncesini tutmak zorunda kaldık Ahval olarak.

Covid-19 salgını, Türkiye’ye hakim çoklu iktidar yapısının (Prof Hamit Bozarslan’ın tam isabet tespitiyle, “Kartel Devlet”in) toplum sağlığıyla ilgili etkili mücadele stratejisi, şeffaflık ve hesap verme bakımından nasıl sınıfta kaldığını gözler önüne serdi. Yüzlerce sağlık çalışanı kötü yönetim yüzünden hayatını kaybetti. Devletin geleneksel “gerçekleri saklama” saplantısı yüzünden ölüm sayıları bile uzun süre bilinemedi. 2020’nin sonuna gelindiğinde bile “mevlam kayıra” zihniyeti devam etmekteydi. 2021’de ne olacağına dair genel güvensizlik yaygınlaşmakta.

Türkiye’nin paramparça toplumsal dokusunda derinleşen kutuplaşmayı, umutları öğüten kimlik sıkışmasını, muhalefetin ortak bir demokratik alternatif üretmedeki tutukluğunu, katmerlenen krizle seçmende eşi az bulunur bir kararsızlığa (bir başka deyişler umarsızlığa) yığılmayı, artan çaresizlik ve öfkeyi olanca açıklığıyla sizlere yıl boyunca aktardık Ahval olarak. Kadına yönelik şiddeti, doğa kıyımını, ülkeyi betonlaştıran rant hezeyanını ve geleceğimizi karartan sınır tanımaz yolsuzlukları hiçbir yönünü saklamadan gün be gün anlatmaya çalıştık.

Giderek daha fazla içe kapanan, Başkan Erdoğan ve ortağı Bahçeli ile simgeleşen iktidar yapısının, derinleşen krizle doğru orantılı olarak nasıl sertleştiğini, sebep ve sonuçlarıyla ele aldık. Bu yapının içerde, otokratik yönetim inşasında engel olarak gördüğü anayasal ve yargısal zemini nasıl “düzlediğini”, Türkiye’nin nasıl “hukuksuzlaştırıldığını”, hak ve adalet mefhumlarının tahrip edilerek “keyfi icraat”ın nasıl “yeni normal” haline getirildiğini, baskıcı güvenlik mekanizmalarının iktidarı kalıcı kılma adına nasıl tahkim edildiğini, sivil toplum alanının nasıl boşaltıldığını haberleştirdik. 

Bu nedenle, insan hak ve özgürlüklerine yönelik sistematik saldırı boyutlarının çetelesini hiçbir “mağdur kimliği” ayrımı gözetmeden  haber ve analizlerle tutmaya gayret ettik.

Diğer yandan da, Orta Asya tipi, “tekçi”, aşırı merkeziyetçi yürüyüşe rağmen, Türkiye’de demokratik direnişin odak noktalarının (kadınlar, çevreciler, HDP, ve kısmen de merkez muhalefet), DEVA ve Gelecek Partisi gibi yeni oluşumların hikayelerini de hem eşit mesafeden hem de eleştiriyi sakınmadan aktarmaya çalıştık.

Ekonomi odaklı habercilik, Ahval’in kuruluş ilkeleri arasında baş köşeyi tutmakta. Ülkedeki “gerçek muhalefet”in ekonomi alanında olduğunun bilincinde olmak gerekir. Bu yüzden her gün hem yazılı hem de işitsel olarak ekonominin nabzını sizlerle paylaştık. Krizin köklerine ışık tutarken, Türkiye medyasının pek giremediği “mayın tarlası”nda, yolsuzluk ve talanı da anlattık. Ahval, Berat Albayrak ile ilgili bazı haberleri nedeniyle iki yıldır erişim yasaklı. 2020’de Albayrak’ın tuhaf gidiş hikayesini de anlattık. Gerçeklerden yana habercilik nedeniyle bu yasağa maruz kalmışsak, ne mutlu bize. Çünkü haklılığımız ortaya çıktı. Başka karanlık alanlara tuttuğumuz mercek nedeniyle daha çok çıkacak.

Türkiye’nin kaderini belirleyen ikinci (ve beki de iç politikadan daha önemli) alan, dış politikaydı. İçerde siyasi cephanesini tüketmekte olan iktidarın bölgede sertleşmiş bir dille dengeleri nasıl altüst ettiğini haberleştirirken, Türkiye’yi geleneksel ittifaklarından nasıl adım adım koparmakta olduğunu, seçtiği yeni istikametlerin anlam ve risklerini de olması gerektiği, gazeteciliğe yakışır şekilde eleştirel bir dille irdeledik. Dış politikanın “militarize” yönelimlerinin, iktidarın kendi “beka”sı adına “savaş arayışı”na girmesinin, toplumsal dokudaki aşırı milliyetçiliği kabartma olgusu, Türkiye medyasında - alternatif medyadaki çoğu rakibimiz de dahil - ne yazık ki bir kenara itildi. 

Ahval olarak, bir temel yayın ilkemiz savaş karşıtlığıdır. Nasıl ki hak hukuk konularında ayrımsız bir “hukukun üstünlüğü” ilkesine bağlı isek, dış politikada da barışı koruma amaçlı, müzakere ve uyum gerektiren uluslararası hukuk ve teamüllerden yanayız. 

İktidarın Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Irak ve Kafkasya’da yıl boyunca sergilediği tercihlere tutarlı ve eleştirel bir pusuladan baktıysak ve yıllardır sadece sözde kalan “barış gazeteciliği”nin örneği olduysak sebebi budur ve bu yüzden gururluyuz. Halkın bir kesiminin milliyetçi propaganda dışında bilmesi gerekenleri sayemizde öğrendiğini de biliyoruz. Gerçeklere sadakatin “vatan hainliği” ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Vatanını seven işini iyi yapandır, derler. Mesleğimizin özü gerçeğin her yüzünü anlatmak olduğuna göre, kim vatansever, takdir sizlerin. 

Bazı rakiplerimiz gibi körü körüne muhalif olmayacağız, ama eleştirel olma özelliğimiz her zaman bize yol gösterecek. 

Sevgili Ahval takipçileri,

Öyle nefes nefese bir yıl yaşadık, öyle büyük zorluklarla mücadele ederek habercilik yaptık ki, Ahval’in üçüncü yaş anmasını dahi atlamak zorunda kaldık. 

1 Kasım 2020’de üçüncü yılımız doldu. Üç yayın dilimizde de güvenilir, doğrucu, adil bir bilgi ve yorum kaynağı olarak artık bir markayız.

Bu noktaya gelmemizi sağlayan tüm editör ve yorumcu arkadaşlarımıza, inanılmaz bir özveri ve özgür akılla yaptıkları katkılar için teşekkür borçluyum.

Şunu da not düşmem lazım: 

Ahval, 1 Kasım 2017’den (yani bir yaşından) itibaren, “kurumsal Podcast haberciliğinin” Türkiye’ye giriş yapmasında, tanıtılmasında ve etkin hale getirilmesinde öncülük etmiştir, koçbaşı olmuştur. 

Bugün Türkiye’de çok yönlü, çok sesli podcast yayıncısı olarak sadece öncü değil, tartışmasız bir numarayız. Ahval’in podcast’te de markalaşması, elbette, yazılı içeriğini de belirleyen, “otosansüre geçit yok!” ilkesinden kaynaklanıyor. Açtığımız kapıdan meslektaşlarımızın giriş yapmış olması bizi tabii ki mutlu ediyor.

Bağımsız habercilik, hele bu ortamda, hiç kolay bir görev değil. 

Ülke, medyaya baskıların sürekli arttığı bir süreçte. Erişim yasakları, ağır sansür tasarruflarının yanında, yakın bir gelecekte sosyal medyanın boğulmasına da tanıklık edebiliriz. Karartmalara karşı mücadeleyi ancak ve ancak sektör içi çoklu ve saygılı rekabetimiz içinde, mesleki ilkelerde tavizsiz buluşarak verebiliriz.

İşin acı tarafı, medyadaki kutuplaşma ve ideolojik mevzilenmelerin içimizde hala devam ediyor olması. Kendisini “muhalif” olarak konumlayanların birbirine uzak durması, onun da ötesinde itibar suikastini İletişim Başkanlığı çizgisinde sürdüren kirli iktidar odaklarının dilini benimseyip yeniden üreterek rakiplerine “şucu bucu” diye iftira atması, şüpheleri dayanaksız olduğu halde yayması, büyük bir ahlak sapması ve meslek ayıbıdır.

Ahval tam bağımsız bir haber sitesidir. 

Bunun tersini öne sürenler, üç yılı aşkın süredir apaçık gelişen içeriğimize bakarak yanıldıklarını anlamak imkanına sahipler. 

Tabii iyi niyet sahibi iseler.

Bir yaşımıza bastığımız gün yazdığım şu satırları bir kez daha buraya alıyorum:

“Ahval için bağımsızlık, bu mesleği hiçbir iktidar odağının, herhangi bir dini cemaatin, bir siyasi partinin, bir şirketin, etnik kimliğin, sosyal baskı veya çıkar grubunun hizmetine sunmamak demek.

Sunduğumuz haber içeriğinde herhangi bir propaganda, veya manipülasyon amaçlı 'sahte haber' (fake news) bulamazsınız. Bundan sonra da olmayacak. Sunduğumuz analiz - yorum içeriğinde nefret söylemi, ırkçılık, cinsiyetçilik, şiddet kışkırtıcılığı ve iftira bulamazsınız. Bundan sonra da olmayacak.

Ahval haberciliği, tüm iktidar yapılarına eleştirel yaklaşmak demek (eğer bu editoryal eleştirel süzgeci bir iktidar yapısının kamu yararına ve demokrasi ilkelerine uygun icraat da tespit ederse, elbette ki hakkını teslim etmek demek). Bu yüzden bizde kendisini nefretle körleştirmiş bir muhalefet çizgisi değil, akla dayalı bir analitik sorgulama, eleştiri yaklaşımı görmektesiniz.

Ahval haberciliği demek, kimliğine bakılmaksızın, tüm sessizlerin sesi, mazlum ve mağdurların durum ve taleplerini, hak hukuk arayışlarını kamuyla paylaşmak, haksızlık ve zulme dikkat çekmek demek. Ahval bazı rakipleri gibi, 'aidiyet sempatisi' ve ideolojik saplantılar üzerinden bazı mağdur kesimlerin haberlerini verirken, diğerlerinin acısına, sesine gözlerini kulaklarını kapatmıyor. Kim mağdur ve mazlum ise, nezdimizde eşittir.”

Özetle, iktidar ve muhalefet parçaları da, irili ufaklı güç odakları da, Gülen Cemaati, PKK, tarikatlar, dernekler, hareketler, kısacası tüm sosyal gruplar; ayrıca kurumlar ve şirketler,  bizim için, eleştirel merceği her zaman üzerlerine tuttuğumuz, özgür yorumlara da açık “haber nesneleri”nden ibarettir. 

Bize yönelik “Gülenci” veya “PKK’lı” vs gibi sıfat takmalar, kanıtlanmadığı sürece, kuru iftiralardan ibaret kalacaktır. Bu iftiraların arada bir ortaya çıkması, (belki) mesleki kıskançlığın yanı sıra, bağımsız haberciliğin nasıl olması gerektiğinin (Ahval farkının) anlaşılmamasından da kaynaklanıyor. Bunu biliyor ve üzülerek izliyorum.

Hiçbir kesimi taraf tutarak memnun etmek, herhangi bir kesimin açık kapalı propagandasını yapmak zorunda değiliz, olmayacağız.

Gerçek haberciliğin özü de zaten budur.

Size dürüstçe anlatacak daha çok haberimiz, yorumumuz olacak. 

Ahval ekibi adına, tüm takipçilerimize, okurlarımıza mutlu, huzurlu, sağlık ve umut dolu bir 2021 yılı diliyorum. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar