Ahval, beşinci yılına girerken…

Bugün, dört yılı geride bırakıyor Ahval…

Yoğun, heyecan dolu, her günü “haber kaynayan” bir dönemin umut, endişe, acı ile harmanlanmış tanıklığını üstlendik.  Türkiye’nin bir türlü durulmak bilmeyen hikayesini olağanüstü, olağandışı güçlüklerle dolu koşullarda izlemek kolay bir iş değil. 

Ahval ekibi, dar kadrosu ve dolayısıyla sınırlı kapasitesiyle, ama dozu hiç düşmeyen dinamizmi ile halkın haber alma hakkına karşı sorumluluğunu canla başla her gün yerine getirmeye çabalıyor.

Dört yıl önce bugün habercilik bayrağını dikmiş, kepenklerimizi açmıştık. 

Bunda, sermayedar patronumuz Haitham El-Zobeidi’nin payı büyük. Darbe girişimi ardından OHAL’in Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöktüğü, bu yetmiyormuş gibi yönetim biçiminin baskıcı, aşırı merkeziyetçi bir rejime doğru “kılpayı” referandumla yelken açtığı, ülkede medyanın - başta TV kanalları olmak üzere - Saray’ın boyunduruğu altına girdiği bu dönemde, Ahval’in kuruluş vizyonunu konuştuğumuzda ilk düşüncem, sadece İngilizce yayın yapmak olmuştu. 

Haitham Bey itiraz etti: Bağımsız medya bu baskı döneminde budanacak, medyada güvenilir kaynak boşluğu büyüyecek, dürüst haber mecraları arasındaki çeşitlilik de doğal olarak azalacaktı. Dolayısıyla Türkiye toplumunun “gerçek verilere” erişme ihtiyacı hızla artacaktı. Arap aleminin de, orada bir kesimin sempatiyle baktığı Türk Siyasal İslamcılığının gerçek yüzünü, eleştirel mercekten doğru haber ve yorumlarla okuması gerekiyordu. 

Hızla kararımızı verdik: Ahval, Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde yayın yapacaktı.

Demokrasi, laiklik, temel hak-özgürlükler, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk, rehber ilkelerimiz olacaktı. 

Bu tür olağandışı süreçlerde, kaskatı bir “muhalif medya” kimliğine savrulmak, bir tuzağa sürüklenmek, dar bir koridora sıkışmak demekti. 

“Slogan gazeteciliği” ve - esasen yeri siyasal partiler ve STK’lerde olması gereken - “aktivizm”e de uzak duracak, başta ekonomi olmak üzere eleştiri ve sorgulama üzerine odaklı, serinkanlı bir haber kanalı olmaya çalışacaktık. 

Elbette, rejimin “renk ayrımı gözetmeden” sayısını her gün daha da kabarttığı tüm mağdurların, sansüre ve zulme uğratılan sessizlerin sesi de olacaktık.

Bunlarda tamamen mutabıktık. Ancak benim ve Ahval ekibinin “olmazsa olmaz” bir koşulu daha vardı: Meslekte özgürlüğümüzün yayınlara aynen yansıması için, tam editoryal bağımsızlık. Ekip tamamen profesyoneldi. Güvenilirliğimizi lekeleyecek dış müdahalelere tamamen kapalı kalacaktık. 

Siyasal, ekonomik, dinsel, sosyal, kamusal ve özel alanlardaki tüm çıkar odaklarına karşı eşit mesafede durmak, istisnasız her birine sadece haber öznesi olarak bakmak, temel taahhüdümüzdü. (Beşinci yıla girerken, teyit edebiliriz ki, meslek hayatımızın en özgür, en bağımsız, en “kollektif” dönemini yaşadık, ve yaşıyoruz. Bize duyduğu güven ve sergilediği zarif destek nedeniyle işverenimize teşekkür borçluyuz.)

Öte yandan, Türkiye’de medyanın meslek özünü “arka plana iten” ideolojik bağımlılık ve takıntıları; sektörde “zehir üreten” iç kutuplaşmalar ve rejimin “bağımsız medya düşmanlığı”” nedeniyle Ahval türlü çeşitli şüphelere, karalamalara, iftiralara, saldırılara, kara propagandaya da ister istemez maruz kalacaktı. 

Rejim tarafından erişim yasağı da gelecekti (ki 2018 başında bizi bekletmeden bu yasakları sıraladılar). Kendi içinde birbirine karşı mevzilenmiş medyamızda meslek dayanışması beklemek de hayalcilik olabilirdi.  

Biliyorduk, “medya kültürümüz” böyle idi, ama biz görevimizi gereği gibi yaptığımız sürece, editoryal bağımsızlık flaması dalgalandığı sürece, erişim yasaklarını aştığımız sürece, vicdanımızdan kopmadığımız sürece, rüzgar ne kadar aksi yönde eserse essin, biliyorduk ki “işimizin aynası” olarak geriye dürüst ve iyi habercilik ile çoğulcu yorum ve analiz dolu bir içerik arşivi kalacaktı. 

Dört yılın sonunda, sizlere böyle bir “bağımsız habercilik” bilançosu, her köşesi dürüst tanıklık ürünü dolu bir arşiv sunduğumuz için mutluyuz. Aynamız şu ana kadarki dökümümüzdedir.

Ahval dört yıl önce yayınlarına başladığında sadece Türkiye’nin siyasal, hukuksal ve sosyal koşulları değil, aynı zamanda dünya medya trendleri de olağandışıydı. 

Gazete tirajları hızla eriyor, medya sermayesindeki kirlenme gitgide hızlanıyordu (Türkiye bunun en bariz kanıtıydı), popülist liderlerin (AB içindeki Macaristan ve Polonya gibi sözde demokratik ülkeler de dahil) medyayı zapt-u rapt altına alma hamleleri sınır tanımamaktaydı.

Haber açlığı çeken kitlelerin, rejim kontrolü altındaki TV kanallarından iyice uzaklaştığını, gazetelere ilginin giderek azaldığını da görerek, geleceğe odaklandık. 

1 Kasım 2018’de, yani iki yaşına basarken, Ahval’in genç ve dinamik ekibi, Türkiye’de podcast haberciliğini kurumsal olarak başlatan ilk haber sitesi oldu, bir “ilk”e imza attı, öncü ve ilham kaynağı olarak adını yazdırdı. Bunu bugünlerde onbinlerce düzenli izleyiciyi ekranlara toplayan youtube video yorumlarımız izledi. 

Yazılı içeriğimizle, sosyal medya hesaplarımızla, email üzerinden günlük haber bültenlerimizle her gün yüzbinlerce okurumuza ulaşıyoruz. 

İngilizce Ahval, başta karar vericiler olmak üzere, çok geniş bir uluslararası kitleye sunduğu gerçekçi Türkiye tablosu; çok sesli yorumları, özenli içerik seçkileri (kürasyonları) ile dış dünyada bir numaralı “Türkiye kaynağı” olarak artık yer etmiş durumda. Arapça Ahval, sosyal medyada yarım milyon izleyici tarafından her gün okunuyor.

Sürgünde “online” medya faaliyeti elbette hiç kolay bir iş değil. Keyfimizden değil, haberciliğimiz rejim tarafından “suç” (!) sayıldığı için başka diyarlardayız. 

Her gün yeni bir mücadeleye uyanıyoruz. Gücümüzü ve etkimizi, gerek Türkiye gerekse Kıbrıs’ta ve dış dünyada bizden katkılarını esirgemeyen, Ahval’i “açık ve özgür tartışma forumu”na dönüştüren uzman yazarlarımıza, tüm zorluklara karşın her güne heyecanla uyanan birbirinden değerli editörlerimize borçluyuz. 

Gösterdikleri fedakarlık ve tükenmek bilmeyen meslek coşkusu nedeniyle hepsine kocaman birer teşekkür borçluyum.

Rekabeti seviyoruz. Bu yüzden, Türkiye’deki “rakip ve refiklerimizi” hedefleyen rejim baskısındaki her artış, bizi derinden üzüyor. “Duvar” örneğinde yaşandığı gibi, editoryal bağımsızlığın en çok önem kazandığı bu dönemde “binilen dalı kesmeler” de keza öyle. 

Bir kısmı hapiste, bir kısmı işinden olmuş, bir kısmı da her gün otosansüre mecbur bırakılan tüm “gerçek” meslektaşlarımızın herşeye rağmen yanında olmaya devam edeceğiz. 

Bakış farklılıklarımız ne olursa olsun, hepimiz aynı mesleğin mensuplarıyız.  ve çoğulculuk içinde her birimiz gerçeğin farklı yüzlerine ışık tutuyoruz.  Özgürlüğü, bağımsızlığı ve çoğulculuğu doya doya yaşayıp, olağan koşullarda gereği gibi rekabet edeceğimiz günlerin er veya geç mutlaka geleceğine dair inancımı koruyorum.

Ahval beş yaşına girerken, bizi izlemeye devam eden; ilgi, övgü ve eleştirilerini esirgemeyen tüm okur, dinleyici ve izleyicilerimize teşekkür ediyorum. 

Bundan sonra da yolumuz açık olsun.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.