Siyasetin kazan dairesi

"Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz. Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur.”

Ahmet Altan’ın 2018 yılı Şubat ayında mahkemede sarf ettiği sözler bunlar. Bugün ülkede olan biteni bundan daha iyi özetleyen bir cümle olamaz.

Adaletin olmadığı bir yerde hiç bir canlı için yaşam kalmaz. Adalet, sadece insanı değil, taşı, toprağı, solucanı, kediyi, ağacı, dikeni bütünü ile bir yaşam alanında var olması gereken her şeyi güvenceye alan halkadır. Halkanın birini koparırsanız, hepsi kopar!

Adalet yok, yargılar, yangınlar var!

Bir ülkenin beyni siyaset değil, adalettir. Ülke beyni olmayan boş bir beden gibi, nereye gittiğini, ne yaptığını, ne yapması gerektiğini, gündemini bile belirleyemiyor.

Yargıç olduğu iddia edilen şahıslar cübbelerini giymek için saraya gidiyor. Kanunları değil, siyasi söylemleri takip ediyor.

Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde kalıyor, faturasını gösteremiyor.

“Yüzde 25’in benden daha pahalı arabası var” diyor.

Vatan kurtarıyor, din anlatıyor.

Ama hukuk anlatmıyor.

Tweet okuyor ama İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini merak dahi etmiyor.

Millet adına karar veriyoruz yazıp, devlet adına milleti korkutuyor.

Mahkemede vicdanına değil, siyasetçilerin işaret parmağına göre karara varıyor.

Aydın, entellektüel, muhalefet - adı, sıfatı her neyse işte hepsi - siyaseti konuşuyor. İşlerin siyasi olarak bozulduğunu ve siyasi olarak düzeleceğini sanıyor!

Bozulan teraziyle dağıtılan hileli adalet dikkatlerini bile çekmiyor!

Hakimlerden, savcılardan ve onlara bağlı çalışan kolluk güçlerinden başka herkes hem asayiş, hem yargıç!

Kimi silahını alıp yol kesiyor, kimi Meclis kürsüsünden kimin ne suç işlediğini açıklıyor.

Mahkeme kürsüleri cami kürsülerine dönmüş, yargılanan da yargılayan da davaları Allah’a havale ediyor!

Allah’a havale etmeyen tek kişi, ailesi katledilen bir kadın. Beş aydır üzerinde “Adalet” yazan bir binanın merdiveninde oturup gelmesini bekliyor!

Beyni olmayan boş bir beden gibi ülke, ülke gibi Emine Şenyaşar’ın oturduğu merdivenin sağı solu bomboş.

Memleket yangın yeri.

Helikopter isteyen yurttaşlar video çekiyor, “yanıyoruz, her şey yanıyor” diyor.

Yargı, görevi ihmalden kimseye soruşturma açmıyor, ama video çekenlere açıyor.

Yangının görüntülerini paylaşmak suç!

Düşünmek, sormak, sorgulamak suç!

“Ağzını açanı alın” diyor polis!

Çünkü adliyeler, siyasetin kazan dairesine dönmüş.

Pis kokular sarıyor her yeri…

Şenyaşar, bir adliyeyi mi, mezarlığı mı bekliyor?

Altan, mahkemede anlatıyor;

“Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz. Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur.”

“Mikrofonunu kapatırım” diyor hakim.

Altan cevap veriyor; “Bunları söylemek için bir mikrofona ihtiyacım yok.”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar