Biden, Türkiye'yi Demokrasi Zirvesi'ne davet etmeli mi?

Çok taraflılığı yeniden canlandırmak ve uluslararası meseleleri ele almak isteyen ABD Başkanı seçilen Joe Biden, görevinin ilk yılında ev sahipliği yapacağı bir "Demokrasi Zirvesi" düzenlemeyi taahhüt etti. Zirvede, “yolsuzlukla mücadele, otoriterlikle mücadele ile ülke içinde ve dışında insan haklarını ilerletme” öncelikleri olacak.

Ancak zirvenin ne zaman yapılacağı şimdilik belirsiz. Politico, hangi ülkelerin zirveye davet edildiğinin, giderek artan otokratik yönetimler tarafından yönetilen Türkiye gibi ABD’nin müttefikleri ile ilgili özel endişelerin açık bir soru oluşturduğunu yazdı.

Perşembe günü yapılan Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Konferansı'ndaki bir paneled konuşan ABD Temsilcisi Tom Malinowski, "Diplomatlar için burası eğlenceli hale geliyor" dedi. Malinowski, geriye giden demokrasilerin dahil edilmesine karşı çıkan insan hakları savunucuları ile bazı önemli ülkelerin davet edilmemesini savunan büyükelçiler arasında Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir müzakere yapılmasını beklediğini söyledi.

Daha önce Demokrasi ve İnsan Hakları’ndan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevinde bulunan Malinowski, “Türkiye harika bir örnek. Bir NATO üyesi, seçilmiş bir başkanları, seçilmiş bir parlamentoları var ve aynı zamanda yüz binlerce avukat, yargıç, aktivist hapiste, sivil özgürlüklere ciddi baskılar var” dedi.

Gelen yönetimin sorunu çözmek için, “"Başlangıçta ilkeler deklarasyonunun yazılacağını ve ardında da davet edilmek istiyorsanız, tüm bunları imzalamalısınız ve zirveye geldiğinizde ilkeleri gerçek eylem taahhütlerine çevireceğiz” önerisinde de bulunuyor.

Malinowski devamında ise, “Ama belki Türkiye liderinin imzalamaktan rahatsız olacağı bazı şeyler varsa ön kapıdan bile giremez. Sonra da kendi kendilerini davet ettirmemiş olurlar” dedi.

İlk ilkeler deklarasyonunun olmaması durumunda, Türkiye’nin lehine ve aleyhine çarpışan stratejik argümanlar var. Gelecekteki başkanın dünya demokrasilerini "geri adım atan uluslarla dürüstçe yüzleşmek" için örgütleme niyeti göz önüne alındığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin katılımını erteleyebilir,

Dışlama, Türkiye'nin böyle bir millet olduğu mesajını yüksek sesle ve açık bir şekilde gönderecektir. Öte yandan zirvenin, otoriter sürüklenmeden döndürmek ve Biden’in “ortak bir gündem oluşturma” hedefini benimsemesi için Ankara'yı ikna edebileceği bir fırsat da oluşturabilir.

Springfield Illinois Üniversitesi'nden Doçent Sibel Oktay, Ahval'e verdiği demeçte, "Erdoğan son haftalarda yurt içinde Biden başkanlığına hazırlandığının sinyallerini veriyor. Yani zirveye katılması durumunda, Erdoğan, aslında Türkiye’nin Batı ve transatlantik müttefikleri ile ortak bir geleceğe sahip olduğuna ilişkin önceki sözlerini yerine getirdiğini göstermek için bu söylemi kendi ülkesinde ikiye katlayacak" diyor.

Erdoğan'ın zirveye davet edilmesi gerektiğini belirten Oktay, çünkü "ABD'nin Türkiye'yi marjinalleştirmeyi göze alamayacağını ve Türkiye'nin hem toplu savunma hem de kredibilite ve itibar kaynağı olarak NATO'ya ihtiyacı olduğunu" söyledi. Oktay, “Türkiye'yi bu zirveye davet etmek, birbirine hala ihtiyacı olan iki ülke arasındaki köprünün yeniden kurulmasına yardımcı olabilir. İlkeler deklarasyonu, Türkiye’nin elini bağlamak için akıllıca bir hareket olur" diyor.

Biden yönetiminin zirve için hangi stratejiyi seçeceği, zirvenin üretebileceği uzun süreli çok taraflı forumların yapısından daha az önemli olacaktır. Türkiye'nin demokrasiler için herhangi bir yeni ortaklığa tam olarak kabul edilmesi, Türkiye'deki demokrasinin sağlığı üzerinde asgari etkiye sahip olacak ve yalnızca mevcut uluslararası organlarda sorunların yeniden üretilmesine sebep olacaktır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Çin ve Rusya,  otoriterliğe karşı toplu eylemi engelliyor. G20'nin siyasi çeşitliliği, grubu salgın, ekonomik kriz ve iklim değişikliği gibi küresel meseleleri ele almaktan aciz hale getirdi.

Son yıllarda Başkan Donald Trump’ın çok taraflılığı küçümsemesiyle daha da kötüleşen uzun vadeli yapısal faktörler nedeniyle G7’nin etkinliği dahi azaldı.

Olası bir alternatif, İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın Mayıs ayında talep ettiği ve G7 ülkelerine ilave olarak Avustralya, Hindistan ve Güney Kore'yi içerecek olan D10'dur. Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council, 2014'ten beri D10 ile ilgili politika planlamasında yer alan yetkililer arasında diyaloglar kurdu. Dört Asya-Pasifik ülkesinin resmileştirilmiş bir D10'a dahil edilmesi, daha faydalı bir şekilde G7'nin transatlantik merkeziyetçiliğinin yerini alabilir.

Benzer bir öneri, bir T12'nin oluşturulmasıdır. Dışişleri Bakanlığı'nın politika planlamasına dahil olan iki eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Jared Cohen ve Richard Fontaine, geçtiğimiz günlerde Foreign Affairs‘te, tıpkı ekonomik çok taraflılığa rehberlik etmek için başlangıçta G7’nin oluşturulması gibi dijital çağın getirdiği zorlukları ele almak için şimdi de önde gelen "tekno-demokrasiye" ihtiyacımız olduğunu dile getirdiler. Önerilen listede D10’da yer alan İtalya çıkarılırken İsveç, Finlandiya ve İsrail gibi güçlü teknoloji sektörlerine sahip daha küçük ülkeler ilave ediliyor.

D10 veT12 savunucuları üyelik için ön koşul olarak kurallara dayalı demokrasiye bağlılık ve 5G ağları gibi hiçbir hükümetin tek başına üstesinden gelemeyeceği kritik tedarik zincirleri gibi konular etrafında bir başlangıç ​​gündemi düzenleme çağrısı yapıyorlar.

Demokrasi Zirvesi'nde her iki kavramın da önde gelen demokrasiler tarafından değerlendirilip değerlendirilmeyeceği henüz belli değil.

Demokrasileri Savunma Vakfı Türkiye Programı Direktörü Aykan Erdemir Ahval'e yaptığı açıklamada, "Türkiye’nin demokratik gerilemesinin endişe verici doğası göz önüne alındığında, Biden’ın Erdoğan’ı Demokrasi Zirvesi’ne davet etmesi saçma olur" diyor.

Erdemir, "Bununla birlikte, Biden yönetimi, otoriter rejimlerdeki demokrasi yanlısı aktivistleri diyaloğa dahil etmek için devlet başkanları toplantısının yanı sıra ikinci bir yol düşünmelidir" diyor.

"Nihayetinde, Biden ne yaparsa yapsın, muhalefeti hedef alan Erdoğan liberal olmayan dünya görüşünü yaymak için bunu bir bahane olarak kullanacak. Yeni yönetim, Erdoğan'ı ve otoriter bloğunun diğer üyelerinin gönlünü alma yollarını aramaktan daha çok, demokrasi yanlısı güçlere destek ve dayanışma sunma konusuna odaklanmalıdır" diyor.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.