Erdoğan’ın batıya dönüş mesajı yeni bir ‘gömlek değişikliği’ mi?

2001 Ağustos’unda Ankara Bilkent Otel’de düzenlenen toplantı ile kuruluşu ve programı ilan edilen AKP’nin lider kadrosunda yer alan Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç gibi isimlerin tamamı siyasi yaşamlarında ‘Milli Görüş’ ideolojisinin mimarı Necmeddin Erbakan’ın yakın çevresinde yer alarak yükseldiler.

Gençlik dönemlerinde Akıncılar ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) gibi örgütlerde siyasi faaliyetlerine başlayan Erdoğan ve diğer isimler, sonrasında Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi (MSP) ve kapatma davaları ardından yeniden kurulan aynı çizgideki Refah Partisi (RP), Fazilet Partisi’nin (FP)kurmay kadrolarını oluşturdular.

Erdoğan-Gül ekibinin kendilerini ‘Yenilikçiler’ olarak adlandırıp, FP içinde ‘Ak saçlılar’ olarak nitelendirilen Erbakan ve partinin yıllanmış isimlerine karşı bayrak açarak ayrılmaları ve 2001’de AKP’yi kurmalarından sonra verdikleri ilk siyasi mesaj ‘Milli Görüş gömleğini çıkarttık’ olmuştu.

Kendilerini Avrupa’daki Hristiyan Demokrat partilerle özdeş şekilde konumlandırarak ‘Muhafazakâr Demokrat’ olarak tanımlayan Erdoğan-Gül-Şener-Arınç ve beraberlerindeki isimler hedeflerini; AB tam üyeliği, demokrasi, özgürlüklerin genişletilmesi, siyaset üzerindeki askeri vesayet gölgesinin kaldırılması, AB müktesebatının iç hukuka ve yasalara aktarılması vb. ilkeler şeklinde sıralıyorlardı.

Ancak 3 Kasım 2002 seçimleriyle tek başına iktidara gelen AKP, geçtiğimiz 3 Kasım’da tek başına iktidarda 19’uncu yılına girerken, parlamenter sistemden tek adam yönetimine geçişin yanında 19 yıl önceki vaatlerinin hemen tamamında çok daha geriye giden bir Türkiye tablosunun inşasını gerçekleştirdi.

AKP’nin o dönemdeki kurucu ve yönetim kadrolarının pek çoğu bugün partiden ve Erdoğan’dan kopmuş vaziyette. AKP’den ayrılıp ilk parti kuranlardan birisi olan Abdüllatif Şener bugün CHP’de. Mehmet Bekaroğlu da siyasete CHP’de devam eden bir başka isim. Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu kendi partilerini kurmuş durumdalar. Erdoğan’ın ‘kardeşim’ dediği, AKP’nin ilk başbakanı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dışlanmış konumda. Bu isimleri daha da çoğaltmak olanaklı.

AKP’nin kuruluşunda ve iktidara gelişinde Erdoğan ile birlikte ‘Milli Görüş gömleğini çıkartan’ kurmay isimler ve kadroların büyük bölümü gelinen noktadan ötürü düş kırıklığı içerisinde.

2016’daki FETÖ darbe girişimin ardından devreye konulan Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetim sürecinde ise demokratik gerileme daha da hızlanırken, 2017’deki anayasa değişikliği ve ardından 2018 seçimleriyle pekiştirilen tek kişilik yeni yönetim sistemiyle Türkiye daha ağır bir siyasi-ekonomik-hukuksal cenderenin içine girdi.

Ekonomide, dış politikada, siyasetteki faturası giderek ağırlaşan bu süreçten çıkış yolları arayan Erdoğan’ın yeniden batıya dönüş ve gömlek değiştirme hamlesine hazırlandığı anlaşılıyor.

11 Kasım’daki AKP Grup Toplantısında ekonomi, demokrasi ve hukuk devletinin güçlendirilmesinde yeni bir dönem başlattıklarını, reform seferberliği ilan ettiklerini söyleyen Erdoğan, 21 Kasım’da bazı illerin AKP Kongrelerine video konferansla katılarak yaptığı konuşmada ise bu sözlerini bir adım daha ileri götürerek yeni ‘gömlek değişikliğinin’ mesajını verdi.

Türkiye’nin geleceğini Avrupa’da gördüklerini söyleyen Erdoğan’ın 10-11 Aralık’taki AB liderler zirvesi öncesinde dile getirdiği yeni hedefleri AB-ABD üzerine oturtması, bir süre önce AB için ‘sen yoluna biz yolumuza’ açıklamalarının tam tersine yeniden batıya dönüş sinyali olarak görülebilir.

Erdoğan; "AB'den ayrımcılık yapmamasını, verdiği sözleri tutmasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını istiyoruz. Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile kurmayı tasavvur ediyoruz." diyerek zirve öncesi AB’ye mesaj verdi.

Brüksel’deki zirveden Türkiye’ye yönelik olası yaptırım kararı çıkmaması beklentisini dile getiren Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Demokrasiyi, hak ve özgürlükleri, adaleti, ekonomik kalkınmayı birileri istediği veya dayattığı için değil kendi halkımız bunlara layık olduğu için savunuyor ve hayata geçiriyoruz. Kendi vaaz ettikleri değerleri kendileri çiğneyenlerin aynı konularda ülkemizi eleştirmelerinden ve işi yaptırım noktasına kadar götürmelerinden üzüntü duyuyoruz. Hiçbir ülke ve kurumla aramızda siyasetle, diplomasiyle, diyalogla çözülemeyecek sorunumuz olmadığını düşünüyoruz. Bu kanalları hep açık tuttuk, tutmayı da sürdüreceğiz. Bize bir adım gelene üç beş adım gitmekten hiçbir zaman çekinmedik, bundan sonra da aynı samimiyetle gayretlerimizi sürdüreceğiz.”

Bu arada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yerine, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın zirve öncesi Brüksel’e giderek AB Komisyonu üyeleri ve yetkilileriyle bir dizi temaslar gerçekleştirmesi siyasi kulislerde dikkat çekici bir durum olarak değerlendiriliyor.

Özellikle Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası sonrasında Kalın’ın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a karşı güç kazandığı dile getiriliyor. Albayrak-Altun-Pelikan bağlantısının istifa ile hasar aldığı, öteden beri siyasi kulislerde aralarındaki rekabet sıkça vurgulanan Kalın ve Altun mücadelesinde Kalın’ın öne geçtiği belirtiliyor.

Brüksel temasları sonrası katıldığı TV programında Erdoğan’ın Avrupa ve AB mesajlarını teyit eden Kalın; “Değişime adapte olmak zorundayız, yeni kanunlar yapmalıyız. AB perspektifi hala önemli, kaybedilmiş değil. Vatandaşlarımızın demokratik hak ve özgürlüklerini yükseltecek yeni kanunlar yapılacak” dedi.

Aslında Erdoğan son birkaç haftadan bu yana batıya dönüş sinyallerini daha güçlü bir şekilde vermeye çalışıyor. ABD’deki seçim sonuçları ve Joe Biden’ın kazanmasıyla eş zamanlı olarak Berat Albayrak’ın istifası ve Merkez Bankası Başkan değişimi geldi. Albayrak, Trump yönetimi ile Jared Kushner üzerinden diyalog kanallarını yürüten kilit bir isimdi. Görevden alınan MB Başkanı Murat Uysal’ın da Halkbank geçmişi defosu vardı.

Bu görev değişikliklerinin sonrasında Erdoğan’ın 11 Kasım’daki grup konuşmasında ABD’ye ‘Seçim bitti artık diyalog ve uzlaşma kanallarını sonuna kadar açalım ve ikili sorunları süratle halledelim. Türkiye olarak buna hazırız.’ diye seslenmesi ve şimdi de AB’ye dönük mesajlarla batıya dönüş hamlesini sürdürmesini bu açıdan görmek yanlış olmaz.

Rusya ile her ne kadar ilişkiler seyrinde gidiyor gibi sunulmaya çalışılsa da Libya’da, Suriye’de, Dağlık Karabağ’da iktidar açısından hedeflenen sonuçların alınamadığı, mevzi kaybedildiği görünen bir gerçek. Azerbaycan-Rusya-Ermenistan anlaşmasıyla sahanın ve masanın dışında kalan Türkiye Azerbaycan’da Türk-Rus Ortak Gözlem Üssüne asker göndermeyi iç kamuoyuna ‘büyük zafer’ olarak sunma çabasında. Libya’da da Kahire ve Tunus’ta Türkiye’nin dışında kaldığı bir barış-ateşkes-siyasi çözüm ve nihayet 2021 Aralık ayında seçim süreci ilerliyor. Rusya, Fransa ve Mısır ile birlikte oldukça aktif konumda.

Gerek dış politikada gerekse ekonomide artan sorunlara Doğu Akdeniz’deki süreç ve AB’nin olası yaptırımları gündeme getirmesi eklenince bir çıkış yolu bulunması iktidar açısından elzem hale geldi. Ekonomide ‘acı reçete ve ilaç’ söylemiyle yüklü faiz artışına mecbur kalındı. İç politikada demokrasi, hukuk devleti, yargı reformu, insan hakları eylem planı vaatleri ile yeni dönem kavramı ortaya atılıp, toplumda hızla yükselen tepkilerin tansiyonu düşürülmeye, bu talepleri sahiplenen muhalefetin alanı daraltılarak, geriletilmeye çalışılıyor.

Son aşamada, AB’den gelen açıklamalarda ‘Türkiye-AB ilişkilerinde kritik dönemeç’ olarak nitelendirilen 10 Aralık zirvesi öncesinde, dışarıya karşı da ‘Geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz’ mesajıyla olası yaptırımların önü kesilmeye, zaman kazanılmaya çalışılıyor.

Ancak Erdoğan’ın en büyük açmazı, bu söylediklerini yapabilmesi, vaatlerini yerine getirebilmesi, yeniden gömlek değiştirebilmesi için TBMM’de sayısal açıdan MHP’ye ve Devlet Bahçeli’ye mahkûm olması. Bahçeli ve MHP ise bu adımlara çok da sıcak bakmadığının sinyallerini mafya üzerinden devreye soktuğu tehdit mesajlarıyla veriyor.

Nitekim Bülent Arınç ve Cemil Çiçek’i öne sürerek yargı reformu, Kavala-Demirtaş tahliyesi olasılıklarının tartışmaya açılması sonrasında, MHP ve bazı AKP’lilerden gelen tepkilere bir süre sessiz kalarak süreci gözlemeyi tercih eden Erdoğan, anlaşılan MHP tehditleri sonrası geri adım atma ihtiyacı hissetti. Video konferans ile 22 Kasım’da katıldığı AKP il kongrelerine verdiği mesajda isim vermeksizin Arınç ve Çiçek’in açıklamalarının şahsi görüşleri olduğunu, kendisini bağlamadığını söyledi.

Erdoğan; "Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalar ile yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Geçmişte birlikte çalışmış olsak bile hiç kimsenin şahsi açıklamaları hükümetimizle, partimizle ilişkili hale getirilemez. Bizim nerede durduğumuz bellidir, istikametinde değişiklik yoktur. Gezi olaylarının finansörlüğünü yapan, bugün yarın hiçbir zaman bunların savunucusu olmadık, bundan sonra da olmayız. Terör örgütleriyle el ele, kol kola, omuz omuza Ankara'dan İstanbul’a yürüyenlerle biz birlikte olamayız. Kavalalarla hiçbir zaman bir arada olamayız. Biz Kobani'yi unutamayız. Bizim Kürt kardeşlerimizi öldürenleri savunamayız” diye konuştu.

Dolayısıyla, bir kez daha gerçekte bir şeyin değişmeyeceği, yumuşatılmış söylemler, gündeme getirilen vaat ve hedeflere karşın, Erdoğan’ın bunları hayata geçirme niyetinin olmadığı bir kez daha somutlaştı. O yüzden de gerek bu atımların atılıp atılmayacağı konusunda oluşan tereddüt ve güvensizliğin gerekse dışarıya yansıtılan reform niyetlerinin göstermelik olduğu algısının doğruluğu netleşti. Bunun ötesinde Erdoğan’dan gelebilecek adımlar tamamıyla sürpriz olarak görülebilir.      


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.